ڪے є я α p 的个人资料Özne Tıkandı, Yüklem İle...照片日志列表更多 工具 帮助

Windows Media Player

Özne Tıkandı, Yüklem İlerlemiyor.. En İyisi Paragraf Paragraf Uzaklaşmak Buradan.. Kendine Ve Kendindeki Kendime İyi Bak..!

此人的网络为空(或未公开)。

ڪے є я α p ڪے є я α p

bi yazı

__________________

Aşk; kapının önünde elinde elma şekeri
parmakları yapış yapış boyu daha zile uzanamayan ve
küçük şapkasının altına hayallerini sığdırmış bir çocuk olduğumu öğretiyor bana.
Her kapının önüne geldiğimdebir hüzün bir de şaşkınlık kaplıyor küçücük bedenimi
Hep mi zile uzanamaz hep mi elinde eritir şekerini insan bu ne şanstır ¿




__________________

  
  






Bilmezler nasıl sevdik aşkım...
Bilmezler nasıl yandık...
Hani durmaz dönerdi dünya,
Biz deli sevdalıydık...
Hani yıldızlar şahitti,
Neden görmezler artık?
Kaderle bağlı iki alyans
Bilmezler biz Ayrıldık..



Ben Böyle Seviyorum!!!

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.Gözlerim degil, yüregimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüregime. Bir baska yerde olamazdın zaten. Sen, benim en degerli yerimde, yüregimde olmalıydın, orada kalmalıydın.çok aşka ev sahipligi yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Her hangi bir konuk degildin artık.Bu yüzden ne agırlama faslı vardı, ne de ugurlama.O yüregin gerçek sahibiydin. Simdi sonbahar, kışa giriyoruz ya.Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.çicek çiçek açtın yüregimde.Gökkuşagı zayıf kaldı,senin renklerin karsısında.Taze bir yaprak gibi yeşildin.Açelyaydın pembeliginle.Üzerine çig taneleri düşmüş sarı güldün.Kırmızıydın bir ateş gibi.Ve maviydin... En cok bu renkle anmayı sevdim seni.Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da.Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.En kızgın,en tahammülsüz oldugum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.Içimdeki sevinç yüzüme yansıdı,güldüm.Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek oldugunu, nasıl güzel bir şey oldugunu anladım seninle..Her seye ragmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacagım hiçbir zorluk yoktu.Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.Sen elimden tuttugunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim,kul ederdim.Sana ulaştıgımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.Ve o göle bir tek sen girebilirdin...Sevdim ve hayrandım da.Her halin çekti beni.Duruşunu,uyumanı,gülmenı,kızmanı,şaşkınlıgını , saflıgını,kurnazlıgını,çocuklugunu,olgunlugunu sevdim.Sesini de sevdim suskunlugunu da.Küçük oyunlarını,kaprislerini, sitemlerini,korkularını sevdim.Seni ve o doyumsuz sevdanı,uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çogu zaman.Sıgmadın cümlelere ve hiç bir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.Seni severken yorulmadım.çünkü sen yasam kaynagıydın.Her gün yenilendim.Seninle çogaldım,büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.Ölmeyecektim çünkü sen ölmezligin ta kendisiydin

''susmalıyım''

Merhaßa demek isterdim ama sana doğru kurduğum tüm cümLeLerin en sonundayım artık.HoşçakaL demekse öLümün beLki de bendeki diğer adı...
KayßetmekLe kazanmak sanaL bir eLmanın iki yarısı gibi. ßazen kayßettiğin oranda kazanır , ßazende kazandığın asLında hiç senin oLmamıştır..
Sen ßenim kazanma umudumu hiç kayßetmediğim ama hiç kazanıLmamış diğer yarımsın.
Ve ßu gece son kez seni kayßetmeye geLdim sevgiLi...

HayaLini ruhuma işLercesine , gözLerim gözLerine son kez ßakacak. İçimdeki sana dair son umudu da yine senin yanında , yine kendi yüreğimLe kıracağım ßu gece. DiLimden , yüreğimden , hatta kaLemimden iLk defa sevda sözLeri döküLmeyecek sevgiLi.
YüreğimLe , duyguLarımLa sana doğru yürüyemediğim ßu yoLda iLk defa kendime , iLk defa akLıma yürüyeceğim ßu gece.
Evet ßu gece hiç oLmadığım kadar senin , hiç oLmadığım kadar seninLeyim.Son kez tutacak eLLerim eLLerini ve iLk kez soğukLar göndereceğim sıcakLığına...

Evet , evet sevgiLi sana dair ne varsa ßende ...ßu gece son...
ßenden sonra sen hiç oLmayacaksın.ßenden sana hiçbir şey ßırakmayacağım. Geri aLacağım sana verdiğim sevgiyi ve maviyi. Sana sadece korkuLarın , karanLıkLar ve yapış yapış ßir yaLnızLık kaLacak sevgiLi..YıLLar geçse de kurtuLamayacaksın arTa kaLanlardan. Çünkü ßir daha kimse sevmeyecek seni ßen gibi...
Senden sonra ßen...Yüreğimdeki sevginin aydınLığıyLa ya yaLnızLığa yada sonsuzLuğa yürüyeceğim.ßen asLa senin oLmayacağım ama sen daima ßenim kaLacaksın sevgiLi...

Evet sevgili , ßu gece ya ßen sonuna kadar seninim , ya sen sonsuza kadar ßenimsin...


Hangi dilde anlatsam seni sevdiğimi?
Hangi hasret yüklü,yanık türkülerle dile getirsem?
Hangi iç parçalayan,yürek dağlayan,aşık ozanların şiirlerini okusam yıldız gözlerine bakarak?
Hangi silinmez kalemle yazsam yüreğine aşkımı?
Hangi dağa,hangi taşa,hangi kağıt parçasına yazsam sana duyduğum yüce sevdayı?
Hangi yağan deli yağmurda ıslansam söndürür hasretini?
Hangi rüzgar,hangi tufan kalbimden söküp atar özlemini?
Hangi su siler bedenimden senin izlerini?
Hangi yoldur ki,yürüdüğümde sonu sana gelmesin?
Hangi içki,hangi kadehtir ki;seni sevdiğimi unutturabilsin bana?
Hangi taze çiçektir sevdam gibi eşsiz kokabilen?
Hangi ulu ağaçtır ki;susuz güneşsiz büyüyebilsin içimdeki sen gibi?
Hangi hain gece yokluğunu aratmaz bana?
Hangi mehtabın inci kolyesi olan yıldız,senin gözlerin gibi parlayabilir?
Hangi ressamın ellerinden çıkmış resimdir ki;içinde sen olmayasın?
Hangi şairin,hangi şiiridir ki;mısralarının arasında yüzün gizlenmesin?
Hangi sevda koyu olabilir bu kadar?
Hangi gözdür ki;gözlerime değdiğinde unuttursun bana gözlerinin rengini?
Hangi sıcak avuçtur,ellerime dokunduğunda yaralarıma ilaç olabilsin sen gibi?
Hangi deprem,hangi afet senin kadar acıtarak,sızlatarak alabilir canımı?
Hangi ilaçtır tenin gibi şifalı olan?
Ve hangi sevdanın bütün tonları bu kadar maviye çalabilir ? ?
?

Öylesine Sevmiştim Ki...



Öylesine sevmiştim ki her şeyden öte





Gizli gizli ağlardım sensiz her gece


Hatıra defterimin sayfaları
Sararmış gözyaşlarıyla doluydu
Ya kurumuş güller onlar zaten kurumuştu




Öylesine sevmiştimki her şeyden öte


Vazgeçmiştim dünyadan;
Sensiz kalmak ekmeksiz susuz kalmak gibiydi
Artık benim için sen dünya dünya sendin




Öylesine sevmiştimki her şeyden öte


Gecenin bir yarısı kavgalar etmiştim kendimle
Berabere kalmıştık
Ne kendimi yenebiliyordum,nede kendim beni




Öylesine sevmiştim ki herşeyden öte


İki ayrı kişi olmuştum benliğimde
Onu çok ama çok seven
Ve elde edemediği için nefret eden




Öylesine sevmiştim ki herşeyden öte


Artık ölüm bile vız gelirdi
Nemi oldu;ayrılık geldi


Benim için ölüm demekti..



Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Sevdİm İste Ötesİ Yok....

Ben seni kocaman bi yürekle sevdim.
Gözlerim degil, yüregimdi seni gören.
Sen damarlarimdaki kana karisip, geldin oturdun zaten.
Sen, benim en degerli yerimde, yüregimdi olmaliydin, orada kalmaliydin.
Cok aska ev sahipligi yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni.
Herhangi bir konuk degildin artik.
Bu yüzden ne agirlama fasli vardi, ne de ugurlama.
O yüregin gercek sahibiydin.
Simdi sonbahar, kisa giriyoruz ya...
Ben dört mevsim bahari yasadim seninle.
Cicek cicek actin yüregimde.
Gökkusagi zayif kaldi, senin renklerin karsisinda.
Taze bir yaparak gibi yesildin.
Acelyaydin pembeliginle.
Üzerine cig taneleri düsmüs sari güldün.
Kirmiziydin bir ates gibi.
Ve maviydin...
En sok bu renkle anmayi sevdim seni.
Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düsünemedim.
Seni severken dünyayi da sevdim ben, insanlari da... Kendime bile dar gelirken, icinde herkese yer olan bir hayatin sahibiydim artik.
En kizgin, en tahammülsüz oldugum anlarda bile, seni düsünmek yetti bana.
İcimdeki sevinc yüzüme yansidi, güldüm.
Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygisiz, icten gülüsün ne demek oldugunu, nasil güzel bir sey oldugunu anladim seninle.
Her seye ragmen sevdim seni.
Güclüydüm ve asamayacagim hicbir zorluk yoktu.
Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.
Sen elimden tuttugunda, patlama hazir bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil sendin ve ben o menzile ulasmak icin önüme cikan her seyi yok edebilirdim.
Sana ulasmami engelleyecek her seyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulastigimdaysa sakin bir göle dönüsürdüm.
Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
Sevdim ve hayrandim da...
Her halin çekti beni.
Durusunu, uyumani, gülmeni, kizmani, saskinligini, safligini, kurnazligini, cocuklugunu, olgunlugunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunlugunu da. Kücük oyunlarini, kaprislerini, sitemlerini, korkularini sevdim.
Seni ve o doyumsuz sevdani, ucari sevdani anlatacak kelime bulamadim coğu zaman.
Sigmadin cümlelere ve hicbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadi.
Seni severken yorumlamadim.
Cünkü sen yasam kaynagiydin.
Her gün yenilendim.
Seninle cogaldim, büyüdüm.
Eksik kalan neyim varsa tamamladin.
Ölmeyecektim cünkü sen ölmezligin ta kendisiydin.
Sevdim iste ötesi yok...



  •  
 
Neden nefret edersiniz?
-merhaba..

-görüşmeyeli uzun zaman oldu..

-evet..

-neler yaptın..

-sensizliğe alıştım..
-ciddi misin..

-tıka basa..
-niye ki..

-çünkü sen, beni ve hayatımı evvela sırf kendinle doldurdun, sonra da çekip gittin..

-bilmiyordum..

-hiçbir şey bilmiyorsun sen zaten.. kırgınım bu yüzden sana ben çok..
-neden kırgınsın..

-çünkü sen, bana evvela kaybetmeyi ve mutsuzluğu sevdirdin sonra da gittin, bir başına çok mutlu oldun..

-sıkıldım ama ben hep kaybetmekten ve çok mutsuz olmaktan.. sonra baktım, meğer çocuk oyuncağıymış kazanmak ve mutlu olmak.. hem benim kazandığım, hayatımın geri kalanını korumak oldu sadece.. yine de özür dilerim..

-bir şey değiştirmez ki bu..

-bilmiyordum

-ikinci kez diyorsun bunu..

-özür dilerim..

-bunu da ikinci kez diyorsun..

-ne yapabilirim..

-hiçbir şey.. geçilmiş zamanın davası olmaz..

-tamam, ben bir hayvanım

-estağfirullah

-yo.. esta, esta.. anlatmalıydım, hissetmeliydim..

-ama o vakitler senin kalbin çok kalabalıktı..

-olsun, seni fark etmeliydim ben yine de..

-belki benim de suçum var..

-senin ne suçun olabilir ki..

-sadece seni sevdim.. seni sevmekten başka hiçbir şey yapmadım..

-ama ben onu da yapmadım..

-seni herkes seviyordu zaten..

-bilmiyordum..

-üçüncü kez sığınıyorsun bu kelimeye..

-ne yapabilirim ki..

-bu da ikinci kez oluyor..

-haklısın..

-haklılık, haksızlık meselesi değil ki bu..

-ne istiyorsun benden.. elimi, kolumu mu keseyim.. ne yapayım, kırık kalbini onarmak ve affettirmek için kendimi..

-hiçbir şey istemiyorum senden.. yalnızca kritik yapıyoruz, "oynat hayatcığım" oynuyoruz işte, tek kale yaşanmış ve bitmemiş bir sevginin ardından..

-devam et, itiraf et.. içinde biriktirdiğin beni kus, suratıma.. suç kalbime.. haydi..

-artık pek fazla görüşmesek de haberlerini alıyordum ondan bundan.. yani ne yalan söyleyeyim, hayatta tökezlediğini, düştüğünü duyduğumda, hakkında nahoş şeyler anlatıldığında, anında anlatılanlara yalan da olsa yüzde bin beş yüz de ben katıyor, inanıyor ve büyük keyif alıyordum bundan..

-inanmıyorum..

-inanabilirsin..

-peki niçin..

-açık açık ve uluorta, kucak odlusu yaşayamadığım sevgim, aynı derecede nefrete dönüşmüştü çünkü.. sevgilisinden intikam almak için meşhur şarkıcı olmak isteyen tiplerin olduğu o eski türk filmleri anlıyordum artık.. senin mutluluk haberlerin geldikçe, kalbime kramplar giriyordu.. bir canlı bomba olup elinde, yanında yörende patlamak istiyordum.. sırf parçalarımı görüp ömür boyu dinmeyen vicdan azabı çekesin diye..

-sana karşı bilmeden takındığım ilgisizliğimin seni bu derecede derinleştirmesi ilginç değil mi..

-entel entel konuşma.. derinleşmek değildi ki benim muradım.. mutlu olmak istiyordum sadece.. evet, mutsuz oldukça derinleştim, derinleştikçe de boyumu geçti umutsuzluğum ve nihayet geçmişle boğuldum.. sen ise hem kendi, hemde benim geçmişim üzerinden atladın, attaya gittin..

-sana sarılabilir miyim..

-şefkat dilenmiyorum senden..

-ne yapmamı istiyorsun..

-hiçbir şey.. yalnızca beni mutlu kılacak organlarımı kerpetenle söktün, his uçlarımı acımasızca zımparaladın, bunu bilmeni istiyorum.. bunu bilmesi istiyorum.. bunu bil ve zıbar git..

-bilerek yapmadım ki..

-bilerek yapsaydın çok üzülmezdim zaten.. bilmeden yaptığın için kalbim pörtledi..

-konuştukça, kanıyor kelimeler..

-evet..

-keşke.. keşke, keşke diye başlamasaydım bunca yıl sonra seninle tekrar konuşmaya..

-keşke..

-beni affedebilecek misin..

-affedersem, ölürsün içimde.. oysa ben seni yüreğimde çengelli bir iğne gibi taşımak ve arada bir kanırtmak istiyorum.. yaşadığımı hisetmek için..
-beni hala seviyorsun demek ki..

-seni değil, seni seven o eski pervasız halimi seviyorum ben..
-tekrar, özür dilerim..

-tekrar, hiç önemi yok.. geçilmiş zamanın davası olmaz..

-şeey.. beni dövebilirsin istersen..

-saçmalama..

-ne yapayım..

-dur biraz..

-ve fakat özne tıkandı, yüklem ilerlemiyor.. en iyisi paragraf paragraf uzaklaşmak buradan.. kendine ve kendindeki kendime iyi bak..

-peki.....
 
 
Başınıza gelen en iyi şey
Yine yağmur yağıyor, yine gece... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?

Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan....

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen günlerin hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Günlerce taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum,
lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk
edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.

Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi.
Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim?

Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?

Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.

Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce,
hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?

Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında...

Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın zamanlarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi...

Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi?..

Sonra bir gün geldi ve terkedildim. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir
çıldırış...

Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum...

Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı
kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası "yalnızlık" kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık...


Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez
biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için...

Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...

Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun...

Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar gotüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: "Sevgilim nereye gidiyorsun?"

Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın
sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki...

Öyle çok reddedildim ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp
gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı...

Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun... Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için...

Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni
sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için...

Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun...
En fazla sevdiğiniz filmler
Kendine iyi bak” bir veda degil elveda cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

"Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacğım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

"Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."

"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…"

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslinda seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsin onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kızarsin ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildigin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığınainandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eger yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kırıldım ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

"Kendine iyi bak" bir noktadır çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdakii neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.

Keske böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamanı geriye. Keske bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?……….

Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine Iyi Bak.

"Kendine iyi bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler... ...

NE MUTLU TURKUM DIYENE!!!

 
 
 
Siz Türk müsünüz?""Evet Türk'üm...."ihtiyar gözlerime tanidik bir göz
ariyor gibi bakti Anlatmaya başladi "Yil 1915. Çanakkale diye bir
yer var Türkiye'de.. Orada savaşmak üzere bütün Hiristiyan
devletlerden asker topluyorlardi Ben, Avustralya
Anzaklarindandi;m. ingilizler bizi toplayip dediler ki: 'Barbar Türkler
Hiristiyan dünyasini; yakip yıkacaklar. Bütün dünya o
barbarlara karşi cephe açmiş
durumda.. Birlik olup üzerine
gideceğiz. Bu savaş; çok önemlidir.
Biz de inandik sözlerine ve
savaşmak isteyenler arasına
katıldık..Beynimizi yikayan ingilizler
Türklere karşı topladığı askerlerin
 tamamını; Çanakkale'ye
sevkediyormuş. Bizi
gemilere doldurup Mısır'a getirdiler,
orada birkaç ay talim gördük,
sonra da bizi alıp
Çanakkale'ye
getirdiler. Savaşın
şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle
ki denize düşen gülleler suları
metrelerce yukarı
fışkırtıyor, gökyüzünde havai
fişekler geceyi gündüze
çeviriyordu.
Her taaruzda bizden de
Türklerden de yüzlerce insan
hayatının baharında can veriyordu.
Fakat biz hepimiz Türklerdeki
gayret ve cesareti gördükçe
şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok
üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki
onlara bu cesaret ve kuvveti
veren şey neydi? ilk başlarda
zannediyordum ki ingilizlerin
bize anlattığı gibi Türkler
barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer bu barbarlıktan
değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş.
Biz karaya çıktık. Taarruz
edeceğiz, bizi püskürtüyorlar..
Tekrar taaruz ediyoruz, bizi gene
püskürtüyorlar. Tekrar taaruz
ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan
yediğim bir dipcik darbesiyle
kendimden geçmişim.
Gözlerimi açtığımda kendimi
yabancı insanların arasında
buldum. Nasıl korktuğumu
anlatamam. ingilizler
bize Türkleri barbar,
 vahşi kimseler olarak
tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana
hiç de öfkeli bakmıyorlar,
yaralarımı sarmışlar.
iyice kendime gelince bu defa
çantalarında bulunan yiyeceklerden
ikram ettiler bana. iyi
biliyorum ki onların yiyecekleri
çok çok azdı. Bu haldeyken bile
kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı.
şoke oldum doğrusu..Dedim ki kendi kendime:
'Bu adamlar isteseler ş;u anda
beni öldürürler, ama
 öldürmüyorlar...
Veyahut isteseler önceden
öldürebilirlerdi.. Halbuki beni cephenin
gerisine götürdüler..' Biz esirlere
misafir gibi davranıyorlardı;.
Bu duygularla 'Yazıklar olsun
bana' dedim. 'Böyle asil insanlarla
ben niye savaşıyorum, niye
savaşmaya gelmiş;im?
Bu ingiliz milleti ne
yalancıymış, ne kadar Türk
düşmanıymış diyerek pişman
oldum.. Ama bu
pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe
karşı; ne yapsam diye düşündüm
durdum günlerce.. Nihayet
bizi serrbest bıraktılar.
Memleketime döndüm. işte
memlekette Türk milletini ömür
boyu unutmamak için koluma bu Türk
bayrağı; dövmesini yaptırdım.
Bu bayrağın esrarı; bu işte.."
Benim gözlerim dolu dolu
ihtiyara bakarken o devam etti:
Talihin cilvesine bakı;n ki, o
zaman ölmek üzere iken
yaralarımı yileştirerek, sı;hhate
kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi.
şimdi de Amerika gibi bir yerde
yıllar sonra yine iyileştirmeye
çaba sarfeden bir Türk...
Ne garip değil mi? Avustralya 'dan
Amerika'ya gelirken bir Türkle
karşılacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz
Türkler gerçekten çok merhametli
insanlarsınız. Bizi hep
kandırdılar, buna bütün
kalbimle inanıyorum.
Peşinden nemli gözlerle "Bana
adınızı söyler misiniz?"
dedi. "Ömer" cevabını
verdim. Merakla tekrar sordu: "Peki
niçin Ömer ismini vermişler sana?"
''Babam müslümanların ikinci
halifesinin isminden ilham
alarak bana
Ömer adını vermiş."
-"Senin adın müslüman adı mı?"
Ben -"Evet, müslüman adı"
deyince yüzüme baktı,doğrulmak
istedi. Onun yatakta
Oturmasına
yardım ettim. Gözleri
dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:
''Senin
adın güzelmiş. Benim adım
şimdiye kadar Josef Miller idi,
şimdiden sonra "Anzaklı Ömer"
olsun."
"Olsun" dedim.
Peki doktor beni müslüman
eder misin? Müslüman olmak zor mu ?"
 şaşırdım, nasıl da birdenbire
müslüman olmaya karar
vermişti. Meğer o
bunu hep düşünüyormuş da kimseyle
konuşup soramadığı için
gerçekleştirememiş..
 -"Tabii" dedim..
"Müslüman olmak çok kolay." Sonra
kendisine imanın
ve islamin şartlarını anlattım,
kabul etti. Hem
kelime-i şehadet getiriyor, hem
de ağlıyordu..Mırıldandı: "Siz müslümanlar
tesbih çekersiniz, bana da bir
tesbih bulsan da ben de
yattığım yerden tesbih çekerek
Allah'ımı ansam olur mu?"
Bu sözden de anladım ki
dedelerimiz savaş esnasında Hakk'ı
zikretmeyi ihmal
etmiyormuş. Hemen bir tesbih bulup
kendisine
getirdim. Hasta yatağında
tesbih çekiyor, biz de
tedavisiyle
ilgileniyorduk. Bir gün
yanına gittiğimde samimi bir
şekilde
rica etti.
 -"Beni yalnız bırakma
olur mu?"


"Ne gibi Ömer amca?" "Ara sıra
gel de bana islamiyeti anlat!..
Sen çok güzel şeylerden
bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim
ferahlıyor."

O günden sonra her gün
yanına gittim, bildiğim kadarıyla
dinimizi anlattım.
Fakat günden güne eriyip
tükeniyordu. Kaç gün geçti tam
hatırlamıyorum, hastanenin
genel hoparlöründen bir anons
duydum;"Doktor Ömer, lütfen 217
numaralı odaya gelin!"

Hemen yukarı çıktım. Ömer
amcanın odasına
vardığımda gördüğüm manzara
aynen şöyleydi: Sağ
elinde tesbih, açık duran sol
kolunun pazusunda dövme Türk
bayrağı, göğsünde imanı ile
koskoca Anzaklı Ömer son
anlarını yaşıyordu. Hemen
baş ucuna oturdum, kendisine
kelime-i şehadet söylettirdim,
o şekilde kucağımda teslim-i ruh etti...
Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa
Müslüman Türk Milletine olan sevgisi
sayesinde kendisine iman nasip
olmuştu.

Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire
vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde
hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke neden vücut bulmasın..."
''NE MUTLU TURKUM DIYENE"
M.K.ATATURK

Ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin

 

 

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere
saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek.
Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak.
Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana...
Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.
Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek...
Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak...
Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her
mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz
duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek.
Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.
Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde.
Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki.
Olsaydın avuçlarım terlemezdi...
Isırmazdım dilimin ucunu...
Özlemezdim seni yanımdayken...
Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten.
Islanmazdım yağmurlarda...
Yıldızlara aya dert yanmaz,
böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten
ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize...
Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...


YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Can YÜCEL

 

 

 Gürültü ve karmaşanın ortasından  sakince  geç,

sessizlikte ne büyük  bir huzur olduğunu  hatırlayarak...
Mümkün olduğunca ama teslim olmaksızın herkesle iyi geçin.

Doğru bildiğini sesini yükseltmeden ama
açık seçik dile getir ve diğerlerişne de kulak ver ;

ne kadar pırıltısız görünsede onların da bir hikayesi vardır.
Gürültücü ve  saldırgan insanlardan uzak dur,

çünkü onlar  özüne  sıkıntı verirler. Eğer kendini başkalarıyla
kıyaslayıp  duruyorsan ; ya mutsuz yada kendini beğenmiş olursun.

 Çünkü her zaman senden daha iyi ve 
daha  kötü durumda birileri olacaktır.   

Planların kadar, gerçekleştirdiklerinden de  zevk al.

Kariyerine ilgini  kaybetme ; na kadar basit olursa olsun,

zamanın değişen değerlerine karşı  gerçek  hazinendir.
İşinde temkinli ol ; dünya sahtekarlıklarla  doludur.

Fakat bu temkinliliğin, sahip olduğun meziyetleri
kullanmana engel olmasın ;

çok insan yüksek idealleri için çırpınır ve  hayat 

 her yerde kahramanlıklarla doludur.
Kendin ol. Özellikle sevmediğin halde seviyormuş

gibi davranma. Aşka kırgın da olma ; çünkü tüm hayal
kırıklıklarına  rağmen aşk, çimenler gibi  yeniden doğar 

hiç beklemezken. Yılların geçişine  saygıyla  boyun eğ
ve  asaletle terket  gençliğin heveslerini.

Ruhunu güçlendir beklemediğin anda gelen talihsizliklere

 karşı seni koruması için. Ama bu karanlık hayallerle kendini

üzme. Pek çok korku, bitkinlik ve  yalnızlıktan  doğar.
Kendine karşı nazik ol. Sende bu evrenin çocuğusun

ağaçlar  ve  yıldızlar  kadar. Sen farketsen de farketmesen de
olması gerektiğii gibi hareketine devam ediyor zaten.

Bu yüzden 'TANRI' dan her  ne anlıyorsan onunla  barış
içinde ol. Çabaların ve emellerin her  ne olursa olsun,

hayatın gürültülü karmaşasında barışı ve huzuru kalbinden
hiç eksik etme. Bütün basitlikleri,

yıpratıcılığı ve hayal kırıklıkları ile bile dünya çok güzel.

NEŞELİ OL.
MUTLU OLMAK İÇİN  ÇIRPIN....                                                                   
                                                                                                                            


 Ahmet  Şerif İzgören 'in
 "şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır"adlı kitabından

Max Ehrmann... 1927

 


                                                                  


Gökkuşağı gibi gülümse.

Aşkın bir adı hüzünse, öbür adı mutluluktur.

Yarısı zorluksa, diğer yarısı rahat bir soluktur

Bir gün yüreğin kanadığında, biri ağlar ise

“O” gerçek dostundur.

Dostlarınla öyle yaşa ki,

düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın.

Düşmanlarınla öyle yaşa ki,

dost olduğunda yüzün kızarmasın.

 
 

Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç,

bir tohumla başlar.

En uzun yolculuklar bir adımla başlar.

Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar

Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa,

bırak kendi değeriyle kalsın.

Lüzumsuz şeylerin peşinden koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.

Gülü öyle bir sevmelisin ki,

soranlara “dikeni yok” diyebilmelisin.

 
Dal rüzgârı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere.

İnsanları çılgına çeviren şey; bugünün deneyimi değil,

dün olan bir şey için pişmanlık duymak

ve yarının getireceklerinden korku duymaktır.

Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil,

gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

Dostlar ırmak gibidir. Kimi  zaman suyu az, kimileyin çok…

Kiminde ellerin ıslanır yalnızca,

kiminde ruhun yıkanır boydan boya.

 
Hayatın en güzel anı her şeyden vazgeçtiğiniz zaman,

sizi hayata bağlayan biri olduğunu düşündüğünüz andır.

Karamsar olmak zor değil,

zor olan çılgın bir fırtınadan sonra,

gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir

 

 

 

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

OGRENDIK MI KI?      

Ögrendik ki....
Bir tek insanin bize ''iyi ki varsin'' demesi,

varoldugumuz için mutlu olmamizi saglar....

Ögrendik ki....
Kibar olmak, hakli olmaktan daha önemlidir.

Ögrendik ki....
Hayat sartlari bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasada

hepimiz çilginliklarimizi paylasacak birini ariyoruz....

Ögrendik ki....
Bazen tek ihtiyacimiz olan bir el ve

bizi anlayacak bir yürektir.....

Ögrendik ki....
Parayla ''klas insan'' olunmuyor....

Ögrendik ki....
Gün içinde basimiza gelen küçücük seyler

gün sonunda koca bir mutluluga dönüsüyor....

Ögrendik ki....
Inkar edip içimizde sakladigimiz seyler

gerçekligini kaybetmiyor....

Ögrendik ki....
Biriyle dalastigimizda tek basardigimiz

onun bize daha çok zarar vermesini saglamaktir....

Ögrendik ki....
Her yarayi saran zaman degil sevgidir....

Ögrendik ki....
Çabuk olgunlasmak için zeki insanlardan çevre edinmek gerekir.....

Ögrendik ki...
Karsilastigimiz herkes bir gülüsümüzü hak eder.....

Ögrendik ki....
Hiç kimse mükemmel degildir....

Ögrendik ki....
Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz....

Ögrendik ki....
Gülümsemek, daha güzel bir görüntüye kavusmanin

bedava yoludur....

Ögrendik ki....
Hepimiz zirvede olmak istesek de asil keyif

oraya tirmanirken yasadiklarimizdir....

Ögrendik ki....
Zamanimiz ne kadar azsa yapacak isler o kadar çoktur....

Ögrendik ki....
BIRINI NE KADAR ÇOK SEVERSEK

HAYAT ONU BIZDEN O KADAR ÇABUK ALIYOR.....
Image Hosted by ImageShack.us
CAN DÜNDAR


O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

Image Hosted by ImageShack.us

 

 
Bir gün içimden gittin, anladım. 
Nereye gittiğin değildi önemli olan... 
Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, 
hangi sokağında yürüdüğün  önemli değildi. 
Sen içimden gitmiştin...
İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.
Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.
“Bana kalan,Beni kalansız bölen bu şehir.
Ah! bu şehir, yalan şehir”demek isterdim; ama yalan olan sendin. 
Benim yarattığım, inanmak için yıllarımı harcadığım
kocaman bir yalandın sen. Gerçek olduğunu gördüm. 
Sen gittin...
Aslında içimden giden sevgili değildi.
Ben sadece, yalanıma inanmıştım. 
O, gerçekti... Aşk bitmişti.
Düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun derinliklerinde
yaratılan koca bir yalan mı? Şiirde, müzikte ya da
sözde, nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu?
Aşk ve yalan, güzel ile çirkin, iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, 
değiştiren ve dönüştüren;biri olmadan diğeri varolamayan
ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi olabilir mi?
Ya da aşk, yalana sesdeş mi? “Seni seviyorum” derken,
aslında içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler
mi düzüyor, kendimize olan hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?
“Bir gün içimden gittin, anladım.”
Aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! Ve aşk, yalan varsa aşktı.
İnsanın doğasında var. Doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. 
Yasaklı ya da yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz.
Durduralamaz bir dürtüdür bu. Yalanı bazen istem dışı kullanırız.
Söyleyen biz değilizdir ama, söyleten ta kendimizdir.
İçimizdeki yasaklı kimliktir O:
Mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş;
ihtiraslı, doyumsuz ve aşka her zaman hazır. 
Pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. 
Cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz. Yaz gibidir: Islak ve sıcak. 
Zaafları vardır, yasak ve güzel olan herşeye. 
O cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti gerçekleştirendir.
Kısacası O, yaşayan tarafımızdır.
En güzel anılarımız, en heyecanlı anlarımızdır...
Bir gün içimden gittin, anladım.
Nereye ve neden gittiğin değildi önemli olan...
Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin,
hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. 
Sen içimden gitmiştin...
İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.
Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti
 

 

Ben giderken,
Dimdik ol diyorsun.
Eğme başını !
Söylesene,
Nasıl şahitlik eder bu gözler,
Ellerimin arasından kayıp ta gitmene?
 
Yaralı bir serçe bulmuştuk bir gün,
Hatırlıyor musun?
Avuçlarında, nasılda titriyordu korkudan,
Acımasına rağmen,
Nasılda çırpıyordu kanatlarını.
Bak şimdi ben çırpınıyorum avuçlarında,
Yüreğim acıyla çırpıyor kanatlarını..
Ve haykırıyor avaz avaz ..
GİTME!..
 
Evet korkuyorum,
Hem de çok korkuyorum sensizlikten
Gidişini düşündükçe,
Üşüyorumda çok.
Ürperiyorum.
Yollarına kapanasım geliyor.
GİTME!..
 
Bir gece çok ateşlenmiştim,
Ve sen sabaha kadar ,
Bir an dahi ayrılmamıştın başucumdan
Sen hep yanımda kal diye,
Ateşim hiç düşsün istememiştim.
Tenimden süzülen her boncuk ter,
Ruhumun feryadıydı aslında,
GİTME!...
 
Şimdi görüyorum ki boşuna feryatlarım
Gideceksin biliyorum..
Namlusundan fırlamış bir kurşun gibi
Uzaklara düşecek kovanım.
Öksüz kalacak sensiz yarınlarım.
Yetim kalacak rüyalarım...
 
Başını dik tut deme bana.
Gidişine şahit olmayacağım.
Gitme diye yakarışlarıma bakıp
Sanmayasın ki zavallıyım.
Çünkü bir kez gidersen
Ve bir gün dönmek istersen geriye
Bıraktığın yerde olmayacağım!...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 O saatlerde serpilir gülüşün bir avuç su gibi içime ey yar
Seninde başında o çılgın rüzgar deli deli esiverirse birgün
Beni Unutma Ben ayağımda çarık elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününede rastlasa
Beni Unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen

Onu bir gün yalnız benim için giy

Saksındaki pempe karanfilde çiği

Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen beni unutma

Büyük acılarla tutuştuğum gün

Çok uzaklarda olsanda yine gel

Bu ölürcesine sevdiğine gel

Ne olur Tanrı’ya kavuştuğum gün

 

Beni Unutma …

 

Beni Unutma …

NEBAHAT AKGÜL

 

 

İŞTE LOGOM

DUYGU YÜKLÜ SPACE  BÖLÜMÜNDE ARTIK BENDE  ADAYIM :) AYRİS ABLA VARKEN Bİ İDDİAM  OLAMAZ  AMA  OYLARINIZI BEKLİYORUM :)

 

  ARKADAŞLAR EKLEMEK İSTEYENLER  LOGOMU  EKLEYEBİLİR..                                                             

                                            

EMRAHs SPACE

 

 

 

<A href="http://spaces.msn.com/members/emrahsenaltay/" target=_blank><IMG style="WIDTH: 324px; HEIGHT: 178px" height=157 alt="EMRAHs SPACE" src=http://i26.photobucket.com/albums/c107/emrahsenaltay/TOPLST.gif width=200 border=0></A>

 

"EMEĞE  SAYGI DUYALIM VE BLOGLARI  İZİNSİZ  ALMAYALIM  LÜTFEN"

 

EN BUYUK YARDIMCIM ARZU'YA TEŞEKKURLER :)

http://spaces.msn.com/members/arzucetin/  

Image Hosted by ImageShack.us  

  LEVO ABİME SONSUZ TEŞEKKURLER :)

http://spaces.msn.com/members/zugurtaga/

 

TurkOscars Oylaması by LeoTheMaster

 

 

DUYGU YÜKLÜ SPACEs  BÖLÜMÜNDE  ADAYIM  OY VERMEK İSTEYENLER LOGO'YA TIKLAYARAK OYLARINI VEREBILIRLER :)

 

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

  

   EN İYİ SPACES  FORUM U  HEMEN ÜYE   OLUN

http://forum.leothemaster.net/

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

SPACES    LERİNİZİ ONAYLATIN

http://spaces.msn.com/members/nuh10/

  

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

LEOTHEMASTER

http://spaces.msn.com/members/leothemaster/

 

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us       

Add a comment
9:47 PM  |  Permalink | Trackbacks (0) | Blog it

 

 

 
 
 
 
 

 

.......

 

Image hosting by Photobucket

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

HER SEY YAPILABİLİR
BİR BEYAZ KAGİTLA
UÇAK ÖRNEGİN UÇURTMA MESELA
ALTİNA KONULABİLİR
BİR AYAGİ ÖTEKİNDEN KİSA OLDUGU İÇİN                 
SALLANAN BİR MASANİN
VEYA SİİR YAZİLABİLİR
SÜRESİ ÖTEKİLERDEN KİSA
BİR ÖMÜR ÜZERİNE.

BİR BEYAZ KAGİDA
HER SEY YAZİLABİLİR
SENİN DİSİNDA
GÜZELLİGİNE BENZETME BULMAK ZOR
SEN İYİSİ Mİ SANA BENZEMEYE ÇALİSAN
HER SEYDEN
BİR GÜLDEN BİR İLK BİR SONBAHARDAN SOR
BELKİ TABİATTADİR ÇARESİ
SENİN BİR ÇİÇEGE BU KADAR BENZEMENİN
VE BENİM
BİLİNCİ NASİRLİ BİR BAHÇİVAN ÇARESİZLİGİM
ANLARİM BİTKİDEN FİLAN
AMA ANLATAMAM
TOPRAGİN GÜNESLE KONUSMASİNİ
SANA ÇOK BENZEYEN BİR ÇİÇEK YOLUYLA

SEN BANA İSİK VER YETER
BENDE FİLİZ ÇOK
KÖKLERİM İÇİMDE GİZLİDİR
GELEN GİDEN AÇAN SORAN BERE BUDAK YOK
BİR SİİR İSTERSİN
“İÇİNDE BENZETMELER OLAN”
KUSURA BAKMA SEVGİLİM
HEYBEMDE SANA BENZEYECEK KADAR
GÜZEL BİR SEY YOK

UZUN BİR YOLDAN GELEN
TEDARİKSİZ KATİKSİZ BİR YOLCUYUM
YARALİ YARASİZ SEVDALARDAN GEÇTİM
KOYNUMDA BİR BEYAZ KAGİT BOSLUGU
HER SEYİ ANLATTİM
OLAN OLMAYAN ACİTAN SANCİTAN
BİLSEM Kİ SANA VARMAK İÇİNDİ
BÜTÜN MOLA SANCİLARİ
BÜTÜN STABİLİZE ARKADASLİKLAR
DAHA HİZLİ KOSARDİM
SEVERADİM GELİRDİM
GÖZLERİNİN MERCAN MAVİLİGİNE

SANA BAKMAK
SUYA BAKMAKTİR
SANA BAKMAK
BİR MUCİZEYİ ANLAMAKTİR

SANA SOLA BAKMADAN YÜRÜDÜGÜM YOLLAR TANİKTİR
ASK SORGUSUNDA SAHANEM
YALNİZ KELEPÇELER SANİKTİR
NE YAZSAM OLMUYOR
ÇÜNKÜ BİLENLER HATİRLAR
HEM YAPİLMİS HEM YAPMA ÇİÇEK SATANLAR

BAHÇİVANLAR DEGİL TÜCCARLARDİR
SEN ÖYLE GÖZ
SEN ÖYLE TOPRAK VE GÜNES ORTAKLİGİ
SEN TENİNDE CENNET KAYGANLİGİ İKEN
SANA SİİR YAZMAK AHMAKLİKTİR

BİR TEK SÖZ KALİR
DİSLERİMİN ARASİNDAN
BEN SANA GÜLÜM DERİM
GÜLÜN ÖMRÜ UZAMAYA BASLAR

VERDİGİM BÜTÜN SÖZLER
SENDE KALSİN İSTERİM
BEN SANA GÜLÜM DERİM
GÜL SANA BENZEDİGİ İÇİN ÖLÜMSÜZ
YAZDİGİM BÜTÜN SİİRLER
SANA BASLAYAN BİR KİTAP İÇİN ÖNSÖZ

SANA BAKMAK
BİR BEYAZ KAGİDA BAKMAKTİR
HER SEY OLMAYA HAZİR
SANA BAKMAK
SUYA BAKMAKTİR
GÖRDÜGÜN SURETTEN UTANMAK
SANA BAKMAK
BÜTÜN RASTLANTİLARİ REDDEDİP
BİR MUCİZEYİ ANLAMAKTİR
SANA BAKMAK
ALLAH’A İNANMAKTİR 
 

 

 

 

 
   

KimiNe göRe KraLım! , KimiNe göRe yaLanıM!

Herkes RahaT oLsun Ben Ki$isiNe göRe faLanıM fiLanıM..!

 

KİMİNE GÖRE ATEŞTİM CAYIR CAYIR YANAN. KİMİNE GÖRE BİR YILDIZ HEP PARLAYAN. KİMİ ÇİÇEĞE BENZETİRDİ HİÇ SOLMAYAN, AMA BEN SENİN İÇİN HEP SU OLMAK İSTERDİM MUHTAÇ OLUNAN. BİR SEVGİ VAR İÇİMDE LEKESİZ, TERTEMİZ. BİR ÖZLEM VAR UÇSUZ BUCAKSIN, BİR DE SEN VARSIN UNUTULMASI İMKANSIZ.

 

KİMİNE GÖRE ATEŞTİM CAYIR CAYIR YANAN. KİMİNE GÖRE BİR YILDIZ HEP PARLAYAN. KİMİ ÇİÇEĞE BENZETİRDİ HİÇ SOLMAYAN, AMA BEN SENİN İÇİN HEP SU OLMAK İSTERDİM MUHTAÇ OLUNAN. BİR SEVGİ VAR İÇİMDE LEKESİZ, TERTEMİZ. BİR ÖZLEM VAR UÇSUZ BUCAKSIN, BİR DE SEN VARSIN UNUTULMASI İMKANSIZ.

 

 

 

 

Sana  uzak kentlerden birinde zamanın bir

yerinde seni ve  senli günleri anımsattı  aksam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi

İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri

SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte...

Güldüğü zaman yukarıya bakardı;

Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...

Ne güzeldiler sen bilmiyordun...

BEN SENİ SEVİYORDUM...

Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler

Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu

Geri dönüyordu, çoğalıyordu

Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun

Kalp ağrısı oluyordun,

Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,

Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,

Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk

Cesurduk...

Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...

Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...

Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun

Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra

Yagmurlar yağdı serin haziran aksamlarına

Derken bir gün uzaktan gördüm seni...

Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı

Kalbimi acıttı her zaman ki gibi...

Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun

Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi.
 
   
</
 
gökyüzünün en kara en ağlayan dönemlerinde
ben yağmur olur sicim sicim akardım sana
usulca süzülürdüm gönlüne bir ateş yumağı
gece mavisi gözlerinden bakardım dünyaya
 
 
hasretinden sevdama kelepçe eskitirken yüreğim
göz bebeklerin yaprağı titreten birer çiy damlası
güz ayazında düşerdin tenime titrerdim
sen gergin sazımın tellerinde nota
acı sarı bir türküsün dilime dolanan
 
 
her şey başka güzel görünürdü o zaman
güneş daha sıcaktı yıldızlar daha parlak
ne güzeldi senin gözlerinle semaya bakmak
ve ben yaşama bir ilmek atıp daha sıkı sarılırken
yaşamı senin gece mavi gözlerinle severdim..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SuSTuM

 

SUSTUM!

 

Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!
Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum!
Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.

 

Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.
Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.
Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…
İçime atıp susuyorum.

 

Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.
Sayfalarca susuyorum.
Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,
Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,
O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.
Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,
Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum
Konuştuğum zaman mahkûm,
Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.
Ne yapacaksın, kime gideceksin…
Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum
Zor olanı tercih ettim sustum…

 

Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…
Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,
Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…

 

Tarif edemediğim acıları,
Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.
Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan
Canım çok yandı!

 

Konuşursam;

 

Kırmaktan, kırılmaktan

 

Gözyaşlarımı tutamamaktan

 


Kelimeleri yan yana getirememekten

 


Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.

 

Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!

 

Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm

 

Sustum…

 


Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da
İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir
Korkup kaçtı,
Suçunu kabul etti,
Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…
Desinler… Dudağım mühürlü!
Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.
Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi
Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!
Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim...

 

Sahi, her susan haksız mıdır?
Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.
Kim bilir!
Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden
Varsın kaçtı desinler…
Susacağım!
Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz…

 

 
 
 

Sana  uzak kentlerden birinde zamanın bir

yerinde seni ve  senli günleri anımsattı  aksam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi

İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri

SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte...

Güldüğü zaman yukarıya bakardı;

Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...

Ne güzeldiler sen bilmiyordun...

BEN SENİ SEVİYORDUM...

Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler

Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu

Geri dönüyordu, çoğalıyordu

Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun

Kalp ağrısı oluyordun,

Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,

Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,

Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk

Cesurduk...

Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...

Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...

Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun

Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra

Yagmurlar yağdı serin haziran aksamlarına

Derken bir gün uzaktan gördüm seni...

Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı

Kalbimi acıttı her zaman ki gibi...

Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun

Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi.
 
   
Image hosting by Photobucket

Ne demiştik bu aşka!
 

 

 

 

İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım
bir yer de , yeniden sızlar, ama varsın sızlasın, sızlamadı mı; kocaman
sevilmiyor ki... "

Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum… Beyaz bir ışık arıyorsun bazen,
görüyorsun.. Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun..

Nerdesin sen şimdi kim bilir? Neler yapıyorsun? Özlüyor musun beni? Biliyor
musun ben geceleri hep seninle konuşuyorum uzun uzun.. Seni Seviyorum diye
haykırıyorum. Dünya umurumda değil. Takmıyorum, düşünmüyorum hiçbir şeyi..
Sadece seni, sadece seni düşünüyorum ve ağlıyorum!!! Sırf senin yanında
olamadığım için ağlıyorum..

Bırakıp gittiğin, tüm kapıları yüzüme kapadığın günden beri aylar geçti.. Aylar
geçti ama içimdeki sevgin hiç bitmedi... Beni sevmediğini, önemsemediğini
bilmeme rağmen büyüttüm sevgimi. Ama bu gece Vazgeçiyorum Senden.. Ben seninle
olmak, seni yaşamak istiyordum.. Tek isteğim buydu.. Ama izin vermedin.
Bilmiyorsun ki geç zamanlar vardır.. Ne yapsan affedilmeyecek, ne yapsan boş..

Bazen ne kadar genç olursanız olun yorgun ve yaşlı bakıyorsunuz ve tek bir söz
kalıyor geriye Vazgeçmek...!

Korkma, seni artık sevmiyorum....

 

 

•:*?*:•EvRim•:*?*:•

 
Bazen ask gider...

  

 

Ve hayat da gider onun pesinden...

Terk edildigin yerde öylece kala kalirsin...

Bir sabah uyanirsin ki gözünü açtigin ömür senin ömrün degildir...

Aynada tek parça görünen bedenin, aslinda lime limedir...

Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askinin cam kiriklaridir...

Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin...

 

Bazen ask gider... Önünde bir kadeh raki,

küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalirsin arkasindan...

 Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadir...

Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...

Tanrim ne olur gerçek olmasin, ne olur günes dogmadan geri dönsün,

teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki

hiçbir sey sormam ona,

bu geceyi yasanmamis sayarim,

unuturum yeter ki asik olmasin...

içimde durmaksizin çiglik atar dualar...

 

Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardigin Tanri bile gider pesinden...

Sonra sabah olur, günes dogar... Askin gelmez bir türlü...

Bir gecede degisir ömrün...

O bir türlü inanmak istemedigin kader seninle alay eder gibidir...

Ömrünü adadigin, yillarini önüne serdigin askin bir gecede bir

baska hayata karismistir iste...

Bir gecede bir baskasinin aski olmustur... iNANAMAZSIN!...

Bazen ask gider... Ve sen yilardir içinde yasadigin yürekten

valizler dolusu anilarla kendi yalnizligina tasinirsin...

Elin varmaya varmaya bosaltirsin dolaplari... Çekmeceden çikan

her giysi parçasi onunla geçirdigin anilarin tarihiyle agirlastikça agirlasir...

Onun kollarinda geceler boyu cennet uykularina karistigin

yatak sen giderken utancindan bakamaz yüzüne...

Dogmamis bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki

o küçük mor menekse

yapraklarina kondurdugun veda öpücügüyle büker boynunu...

Valizlerini kapinin önüne yigip yüzün sirilsiklam son bir sigara için

yigilirsin koltuga...

 Gidiyorsundur iste...

Askini kendi ellerinle bir baska aska teslim edip...

Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine,

sevdani onun sevdasina ekleyip...

Bazen ask gider... Ve adresi degisir evinin...

Sesinin tonu degisir, yüzünün rengi...

Yastiginin sicakligi, yedigin yemegin tadi uykularin degisir...

Ve rüyalarina her aksam açip girdigin kapidan baska bir

sevda giriyordur artik...

Her gün oturdugun koltukta o bakmaya doyamadigin gözlerin isiginda

bir baska sevda oturuyordur...

Yıllardir evinde agirladigin, masalarina konuk oldugun,

hayatlarini paylastigin dostlarinin kahkahalari arasina

bir baska ses karisiyordur artik...

Senin gölgene aliskin duvarlar bile çoktan kabullenmistir yoklugunu...

Her gece uyudugun yastiga  bir baska sevda birakiyordur kokusunu...

O öpmeye kiyamadigin dudaklarda bir baska sevdanin adi...

Askinin o tek cennet bildigin uykularinda

bir baska sevdanin rüyalari...

 

Bazen ask gider ve anilarda gider pesinden...

Siz hiç o yüreginize sigdiramadiginiz askinizi

bir baska sevda için aglarken gördünüz mü?...

Ben gördüm!...

Kör oldu gözlerim onunla sevdasina aglamaktan...

Bir alev topu gibi onun için çiglik çiglik yanarken siz hiç

askinizin önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan birakma onu,

sana kiyamam ne olurgit," diye yalvardiniz mi?...

Onu bir baskasinin kollarinda düsünürken siz hiç geceler

boyu aklinizi kaçirmamak için kendi kendinize bagirdiniz mi:

"Unut onu,unut onu, unut onu ya da ÖL!..."

içinizdeki o durmak bilmeyen yanginin acisini dindirsin diye

kanatincaya kadar bileklerinizi isirdiniz mi?...

Göz yaslari içinde yastiginiza gömülüp

her Tanri'ya siginmak istediginizde

artik baska bir yürege sevdali olan askinizi ondan geri istemekten utanip

dua etmekten vazgeçtiginiz oldu mu hiç?...

Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yoluna

gençliginizi serip güle güle baska bir aska ugurladiniz mi?...

 

Bazen ask gider!...

Ama ölüm gelmez bir türlü...

Ne yapsaniz öfke duyamazsiniz, giderken bir kibrit aleviyle atese verdigi

ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze,

silinip giden kokunuza,

kül olan yüreginize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdaniza...

Anlarsiniz asktir bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen...

Vefasiz bir unutusa kurban olsa da solup yitmeyen...

Hayattan sogutup size ölümü özleten...

Ölü bir bedende canli kalmakta direnen...

Anlarsiniz asktir bu...

 

Bazen ask gider...

Günler geçer ardindan ve aylar...

Bazen de yillar...

Bebekler büyür, insanlar yaslanir, insanlar ölür,

esyalar eskir, evler yikilir, kurur agaçlar...

Sokaklarin adi degisir...

Acilar bellegin acimasizligina teslim olur...

Sevilen unutur, seven yanar..

 

Bazen ask gider...

Ya da siz gittigini sanirsiniz...

'

 

'ÖMÜR''

Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...

Gözümüz saatte söyleştik hep,

Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.

Hep yetişilecek bir yerler vardı,

Aranacak adamlar, yapılacak işler...

Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı;

Başkalarının hayatı, bizimkini aştı.

Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti,

Kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini

Ha babam erteledik.

20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını,

30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...

Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,

Kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size,

Artık uyku girmez oluyor gözlerinize...

Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için

Bol zamana kavuştuğumuzda,

Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda...

Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;

Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda

Bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış...

 
 
http://spaces.msn.com/members/arzucetin/ 
 
 
 
AĞLAYACAKSIN ÖZLEMİNDE
BUGÜNLERDE SENİ DOLAMIŞIM DÜŞÜNCELERİME
BİRAZ KORKULARINLA BİRAZ ZAYIFLIĞINLA
YİNEDE DAHA ÇOK IŞIK YÜREĞİNDE YANAN ATEŞLE
AŞKI ANLATACAĞIM SANA YA DA SEVİŞMELERİ
ÖZLEMİŞSİN AĞLAYACAKSIN AYRILIK DÜŞECEK AVUÇLARINA
GECELERİ UYKUNU BÖLEN GÖZYAŞLARIN DÖKÜLECEK ÇARŞAFINA
ÇİY DAMLASI DEĞİL BAHAR DEĞİL
ZEMHERİ SOĞUK GİBİ ÇORAK BİR TOPRAK GİBİ
YANLIZLIK VURACAK DELİ GİBİ  ÜŞÜYECEKSİN..
AŞKI ANIMSAYACAKSIN HANİ BİR ZAMANLAR
RENKLERİNİ AKITTIĞIN HANİ GECELERİNİ
SEVİNÇLİ KAHKAHALARLA DOLDURAN
BİR ŞİİR DÜŞECEK PENCERENDEN
AY IŞIĞINDAN SÜZÜLÜ ÇİY DAMLASINA ÇARPACAK
HER MISRA ÇOĞALACAK DÜŞÜNCELERİNDE
SEVİŞMELERİ ANIMSAYACAKSIN
ŞİİRDE BİR AŞK BÜYÜTECEKSİN
BİR SEN OLACAKSIN BİRDE HİÇ OLMAYAN BİR SEVGİLİ
YÜZÜ BELLİ OLMAYAN SESİ DUYULMAYAN
SARILACAKSIN ŞİİRDEKİ MASALIMSI AŞKA
SICAKLIK BAŞKA SICAKLIK DOKUNUŞ BAŞKA
BİR DOKUNUŞ. YETMEYECEK AĞLAYACAKSIN.
ANLAYACAKSIN AŞKI ÖZLEMİŞSİN.
ÖZLEMİŞSİN  SEVMEYİ DOKUNUŞLARI
KORKACAKSIN ÖZLEMLERİNDEN, ÖZLEMLERİNİN ATEŞİNDEN.
AYNAYA BAKMAYA KORKAK
GÖZYAŞLARINI İÇİNE AKITIP
GECENİN KOYNUNDA AĞLAYACAKSIN..
BİR BAŞKA ŞİİRE DÜŞECEK ÖZLEMİN
BİR BAŞKA ŞİİRE BÜYÜTECEKSİN AŞKINI
VE GÖZYAŞLARINLA BÜYÜTTÜĞÜN YANLIZLIĞINI
 
 
 
     

 

Image hosted by Photobucket.com  Image hosted by Photobucket.comImage hosted by Photobucket.comImage hosted by Photobucket.com   

                                                             

Image hosted by Photobucket.com    

 
 
 
 
 
 
 
 
 

  Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında ne kızarmış ekmek kokusu, ne de annemin yağlı, reçelli ekmekleri... Kopkoyu, bir yalnızlık demledim kendime...


Önce bir eşik yaptım, en soğuk mermerden. Yetmedi... Ardından bir sıra duvar ördüm, en kalın taş bloğu ile, sadece bir sıra... Yine yetmedi... Ardından bir sıra, bir sıra daha. Ben bir koydukça, beş koydu yaşam. Örüldükçe örüldü, yükseldikçe yükseldi...

Duvarlarından ışık sızmıyor surlarımın. Kopkoyu bir karanlık ördüm kendime...

Şimdi güneşin ne doğuşu, ne batışı görünür oldu buralardan. Yok artık mavinin yeşile çalan tonları. Yok artık pembe, beyaz pastel bir bahar...

Çok zamandır kumdan kale yapıp, bir dalganın alıp, götürüşünü beklemedim. Çıplak ayakla kumsalda koşmadım. Deniz kabuğu toplamadım. Çok zaman oldu, nilüferlerin yaprağından, tırtılın umuduna kanat açmayalı...

Çok zamandır yağmura yakalanmadım. Saçlarımdan süzülmedi damlalar. Çok zaman oldu, gökkuşağı görüp, çığlık atmayalı. Çok, çok zaman oldu pencerenin buğusunda bir resmin kayboluşunu beklemeyeli...

Çok zaman oldu fotoğraf makinemle yaşamın bir karesini dondurmayalı... Bir bahar dalından düşen çiğ damlasını yakalamayalı. Bir şelalenin sesini resmetmeyeli.

Çok zaman oldu, minik ellerle beraber dev bir kardan adam yapmayalı. Kar topundan kaçmayalı. Kara yatıp, iz çıkarmayalı... Çok, çok zaman oldu...

Çok zaman oldu bir şarkı tutmayalı, yüksek sesle bir şarkıya eşlik etmeyeli. Kahkahaların sığmadığı bir odada bulunmayalı, sessiz film oynamayalı... Çok, çok zaman oldu şen şakrak bir şarkının notalarına tutunup dans etmeyeli...

Yüreğim bir serçenin kanadı üzerinde atmıyor uzun zamandır...
Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında mı? Sadece kalemim ve göz yaşlarımla ıslanmış satırlarım...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                       

                                          

                                                     
 
 
                                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

...

Yine Aylardan Kasım...

 

 

Söylenen tüm sözler, yazılan bütün yazılar sana dair. 
Yapılan bütün besteler senin için, dinlediğim bütün şarkılarda hep sen varsın.
Ve bütün bu ağaçlar, bu deniz, bu rüzgar, bu yağmur senin için...

Bir teselli ver Kırılan gururuma Bir tebessüm et,  Unutursun zamanla

Sana ait ya bütün yaşadığım güzellikler, bütün çirkinliklerse senin güzelliğinin
onayı için. Bu koca evren, evrende her ne varsa senin için. Bu deniz kenarı,
kayalara vuran dalgalar ve aşık olduğum yosun kokusunda  bile hala sen varsın...

Yine dalmışım Aynada yüzüm ağlar Yine dalmışım Elimde fotoğraflar

Diğer tüm insanlar senin için nefes alıyorlar, sadece senin için kendilerine
verilen rolleri oynuyorlar bu dünyada. Kırmızı ışıkta mendil satan çocuk da
bıçağı bileyen amca da balkonda halı yıkayan teyze de ana kahramanı sen olan bir
romandaki kahramanlar sadece.

Yine aylardan Kasım Sanki sende kaldı bir yarım

 Her nefesim her anım
Sanadır Can'ım......

İstediklerine sahip olduğunda yüzünde oluşan gülümseme yaşama nedenim,
olmadığında gözündeki yaş ise benim, akıyorum damla damla...  Anlasana...

Yine aylardan Kasım Sanki sende kaldı bir yarım......

Bil ki hala her gece; ruhuma bıraktığın bu sızı ve bana o gülümseyerek bakan

Yüzünün hayaliyle beraberim..
Hayat Soğuk

 

Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdum duymaz bir İstanbul gecesiydi... Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti... Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek "kimse"mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur...

Yine yağmur yağıyor, yine gece... Yine İstanbul... Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?

Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, korkunu kalbimle soluduğumda... Uyku benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının... Uykuda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan... Beni grçekliğin o soğuk, o köpüklü dalgalarıyla yutan ve alıp alıp senden ötelere savuran hayatın dışındaki tek kaçış tünelimdi uykun.

Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkadan, seninle ya da sensiz geçen yılların hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın... Yıllardır taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenine akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... "Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma," derdin. Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rotobetli evimdeki, o baştan ayağı sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi.

Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime... Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum ruyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu yüz yıllık korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim?

Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?

Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın.

Dönüp geriye bakıyorum da, sanki yıllar değil yüzyıllar geçmiş aramızdan... Aramızdan ayrılıklar, ihanetler, kayboluşlar, vazgeçişler, yeniden bulmalar, korkular, yalnızlıklar, savurmalar geçmiş

                        

 

 

http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

Artık ismini Sen koyma

 

Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum... Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Üşüyorum... Yüreğim de donmuş sanki. Gözlerimde... Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar... Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum gecelere şimdi... Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum. Yokluğun buz gibi soğuk. Yakacak bir şeyimde yok… Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… Bakakalıyorum ardından çaresiz… Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir baba şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya... Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya anlaşılmaya... Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, hicranımı bir tılsımla... Yüreğim kanrevan, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak... Gel. Yüreğim ol seher gülüm, her ölümümde bana yeniden hayat ver. Elim ol, ayağım ol, canım ol... Gecem - gündüzüm ol... Ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu. Her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım yeryüzündeki bütün canlı cansız varlıklara, ne kadar çok sevdiğimi ... Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler ... Sonra ölüm gelsin... Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Artık ismini sen koyma İsmi zaten en Başından Koyulmuş..........

  

http://spaces.msn.com/members/arzucetin/

ASK AYAKKABIDIR

Bedenin yükünü ayaklar taşır,ruhun yükünü yürekler.. bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur"ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla"seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır"diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü,tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde,farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çeşit serüven olarak"spor"gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı"gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı"gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez"ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları"ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka"ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi"edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet,aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki"delik"bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca"bir miktar"ömrünü uzatmış olursanız;"delik"bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

CAN DÜNDAR

.

 
Mundo da Nara - members/nararios

 

SaharaPeri'nin Space'ı

 
 

kelebeğin papatyaya sevdası

 

 

soğuk bir şubat gecesi başlar kelebek kurtların kanatlanmışı renk renk pulcuklarla kaplanmışı

kanatlarında renklerin eşsizi yaşamı kısa aylarca

yıllarca tırtıl yaşamış ağzı hortumu yok onun içindir ki kelebek bir çeşit çiçektir yani bir hayvanın tırtılın çiçeğidir

 

kelebeğin papatyası baharda açar şubatın bahara müjdesidir olacak-olmayacak

seviyor-sevmiyor diye koparılandır

taç yaprakları sormazlar papatyaya

"kimi seversin sevdan, sevdalınvar mıdır?

 diye papatya bekler kelebeğini

kelebek papatyasını arar aylardan şubat

şubatın ortası gecenin yarısı

kelebek sevdalanır papatyaya

papatyanın sarısı sevdanın kıyısı

kelebeğin sıkıntısı koca bir yaşamın

birkaç güne sığacak olması

bundandır koşması kelebeğin papatyaya sevdası

soğuk bir şubat gecesi başlar gece karanlık ve sessiz

ve yalnız ay var mı yok mu bilinmez

kelebeğin papatyaya sevdası kanatlarında

rengarenk açar gökkuşağının tüm renkleri ve bilinmeyen görünmeyen renkleri gelip konmuşlar

kelebeğin kanatlarına korkmaz kelebek

minicik yüreğine sıkıştırıp da bir devrimcinin

özgürlük meş'alesini koyup mavzerini sol göğsünün üzerine yaşıyor olmanın var olmanın

eşsiz coşkusuyla kanatlanır havalanır bilir

"korkmamak büyüklüktür"

ne kadar bilir ki kelebek papatyayı

papatyasını

 

ya papatya

bilir mi kelebeği

karşılaşmamışlar daha önceden

ayrı ayrı yaşamları paylaşırken

gün sabaha dönerken

karşılaşırlar

ne kadar uzak

ve ne kadar yakın yaşamışlar

içlerinde

yangınlar taşımışlar 

onları böylesine yakın eden de bu kimbilir

hiç yakın olamamışken

hiçbir zaman

karşılaşmamışken

 

korkar papatya

papatya masum

sevgi dolu

sadık sevdasına

papatya korkar

zaten

"her başlangıç değil midir

tehlikeli ve bilinmez!"

 

kelebek gelir papatyanın yanına

bakar papatya kelebeğe

şimdi kelebek ve papatya

yan yana

tanıyormuş gibi kelebek papatyayı

sokulur papatyanın yanına

şimdi kelebek ve papatya

yan yana

 

korkmadan

cesur bir yüreği alıp

yanına

katıp

bedenine militanlığın giysilerini, bakar papatyanın içine

gözlerine bakar gibi papatyanın

yüreğine inmek ister

acelecidir kelebek

yaşanmamışlıkları vardır

yaşamı kısa

aylarca

yıllarca

tırtıl yaşamış

sevmeyi-sevilmeyi özlemiş

yalnızlığı

yokluğu

yoksunluğu yaşamış

aradığı

sevda dolu bir bakış

 

"kör kuyulardaydım

sen olmadan önce

gecelerim karanlık ve yalnızdı

kahır sofralarında yoksunluğumu içerdim

kadeh kadeh

sıkı kapatılmış perdeler gibi

güneşsizdi yüreğim

sen olmadan önce..."

Aşkta Yarın Yoktur Sevgilii

 

 

 

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

 

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir
ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüye

 

 

Kal Diyemedim

 

 


 
     
Bir sevda dudağında tutsak kaldı özlemim
uzun kara trenler alıp götürdü seni
hasret boyu uzayan raylara döküldü gözlerim
bütün insanlar ağladı sen giderken.
bütün istasyonlar gözyaşlarına boğuldu
bir ben ağlamadım inanki, bir ben
ince bir duman gibi kaybolup gittin

oysa seni sevdiğimi söylememiştim daha
sensiz yaşamayacağımı,
sana aşkımı anlatamamıştım
gitme kal, giden ben olayım
gitme kal diyemedim
kahrolası gururum, kahrolası dilim

arkanı dönüp giderken
hıçkırıklar düğümlendi boğazıma
kızdım,bağırdım, haykırdım, isyan ettim
yine de seni sevdiğimi söylemedim
ardında ağlayan bir çift göz
paramparça bir yürek
ve dalları kırılmış bir ağaç gibi baktım
ama gitme kal diyemedim
kahrolası gururum, kahrolası dilim

gittin hayallerim ardında yaprak yaprak düşüyordu
bir çocuk üşüyordu elleri cebinde
dalında bir gelincik ağlıyordu
bir dağ yanıyordu içimde
gitme, gidersen baharda git
sonbaharda gitme
yapraklar düşmesin ardında
diyemedim
kızdım,bağırdım, haykırdım, isyan ettim
yine de seni sevdiğimi söylemedim
kahrolası gururum, kahrolası dilim
gitme kal diyemedim


bir rüzgara açarım şimdi kalbimi
bir de sulara
alıp getirsinler diye sevgimi sana

bir tutam sevgiydi yaşam kalbimde
bir yudum hasret oldu
döküldü gözlerimde tane tane

gittin,
bir tren garında
ömrümü rayların arasında götürdün
oturdum bir köşede
öylece ağladım, kahroldum
bir sessiz çığlığın yarayla buluşmasıydı gidişin
ardından gitme kal, gözlerin yaralarımın tek merhemi
diyemedim

dizlerim, ellerim, yüreğim paramparça şimdi
suları çekildi canağacımın
asitli yağmurlar döküldü dallarıma
acılar topluyorum takvim yapraklarından her gece
gözlerime kan oturdu ey yar! .

her gece bekleyişler öldürür beni
gelmeyişler
bir de eriyişler hasretinden her gece 
                
 
 
 
                                                  

Bazen Aşk Gider........

 


 


 

 

Bazen ask gider... 

Ve hayat da gider onun pesinden...

Terk edildigin yerde öylece kala kalirsin...

Bir sabah uyanirsin ki gözünü açtigin ömür senin ömrün degildir...

Aynada tek parça görünen bedenin, aslinda lime limedir...

Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askinin cam kiriklaridir...

Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin...

Bazen ask gider... Önünde bir kadeh raki,

küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalirsin arkasindan...

 Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadir...

Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...

Tanrim ne olur gerçek olmasin, ne olur günes dogmadan geri dönsün,

teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki

hiçbir sey sormam ona,

bu geceyi yasanmamis sayarim,

unuturum yeter ki asik olmasin...

içimde durmaksizin çiglik atar dualar...

 

Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardigin Tanri bile gider pesinden...

Sonra sabah o

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan

 
 
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna Rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka  hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani  ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla  değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici  sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi  yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur  aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun  sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli  çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen  mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık  olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik  dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan  yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe  hasret  günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım

İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım
bir yer de , yeniden sızlar, ama varsın sızlasın, sızlamadı mı; kocaman
sevilmiyor ki... "

Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum… Beyaz bir ışık arıyorsun bazen,
görüyorsun.. Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun..

Nerdesin sen şimdi kim bilir? Neler yapıyorsun? Özlüyor musun beni? Biliyor
musun ben geceleri hep seninle konuşuyorum uzun uzun.. Seni Seviyorum diye
haykırıyorum. Dünya umurumda değil. Takmıyorum, düşünmüyorum hiçbir şeyi..
Sadece seni, sadece seni düşünüyorum ve ağlıyorum!!! Sırf senin yanında
olamadığım için ağlıyorum..

Bırakıp gittiğin, tüm kapıları yüzüme kapadığın günden beri aylar geçti.. Aylar
geçti ama içimdeki sevgin hiç bitmedi... Beni sevmediğini, önemsemediğini
bilmeme rağmen büyüttüm sevgimi. Ama bu gece Vazgeçiyorum Senden.. Ben seninle
olmak, seni yaşamak istiyordum.. Tek isteğim buydu.. Ama izin vermedin.
Bilmiyorsun ki geç zamanlar vardır.. Ne yapsan affedilmeyecek, ne yapsan boş..

Bazen ne kadar genç olursanız olun yorgun ve yaşlı bakıyorsunuz ve tek bir söz
kalıyor geriye Vazgeçmek...! :/

Korkma, seni artık sevmiyorum....

Bazen Aşk Gider........


 

 
                       Bazen ask gider...

 

Ve hayat da gider onun pesinden...

Terk edildigin yerde öylece kala kalirsin...

Bir sabah uyanirsin ki gözünü açtigin ömür senin ömrün degildir...

Aynada tek parça görünen bedenin, aslinda lime limedir...

Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askinin cam kiriklaridir...

Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin...

 

Bazen ask gider... Önünde bir kadeh raki,

küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalirsin arkasindan...

 Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadir...

Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...

Tanrim ne olur gerçek olmasin, ne olur günes dogmadan geri dönsün,

teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki

hiçbir sey sormam ona,

bu geceyi yasanmamis sayarim,

unuturum yeter ki asik olmasin...

içimde durmaksizin çiglik atar dualar...

 

Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardigin Tanri bile gider pesinden...

Sonra sabah olur, günes dogar... Askin gelmez bir türlü...

Bir gecede degisir ömrün...

O bir türlü inanmak istemedigin kader seninle alay eder gibidir...

Ömrünü adadigin, yillarini önüne serdigin askin bir gecede bir

baska hayata karismistir iste...

Bir gecede bir baskasinin aski olmustur... iNANAMAZSIN!...

Bazen ask gider... Ve sen yilardir içinde yasadigin yürekten

valizler dolusu anilarla kendi yalnizligina tasinirsin...

Elin varmaya varmaya bosaltirsin dolaplari... Çekmeceden çikan

her giysi parçasi onunla geçirdigin anilarin tarihiyle agirlastikça agirlasir...

Onun kollarinda geceler boyu cennet uykularina karistigin

yatak sen giderken utancindan bakamaz yüzüne...

Dogmamis bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki

o küçük mor menekse

yapraklarina kondurdugun veda öpücügüyle büker boynunu...

Valizlerini kapinin önüne yigip yüzün sirilsiklam son bir sigara için

yigilirsin koltuga...

 Gidiyorsundur iste...

Askini kendi ellerinle bir baska aska teslim edip...

Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine,

sevdani onun sevdasina ekleyip...

Bazen ask gider... Ve adresi degisir evinin...

Sesinin tonu degisir, yüzünün rengi...

Yastiginin sicakligi, yedigin yemegin tadi uykularin degisir...

Ve rüyalarina her aksam açip girdigin kapidan baska bir

sevda giriyordur artik...

Her gün oturdugun koltukta o bakmaya doyamadigin gözlerin isiginda

bir baska sevda oturuyordur...

Yıllardir evinde agirladigin, masalarina konuk oldugun,

hayatlarini paylastigin dostlarinin kahkahalari arasina

bir baska ses karisiyordur artik...

Senin gölgene aliskin duvarlar bile çoktan kabullenmistir yoklugunu...

Her gece uyudugun yastiga  bir baska sevda birakiyordur kokusunu...

O öpmeye kiyamadigin dudaklarda bir baska sevdanin adi...

Askinin o tek cennet bildigin uykularinda

bir baska sevdanin rüyalari...

 

Bazen ask gider ve anilarda gider pesinden...

Siz hiç o yüreginize sigdiramadiginiz askinizi

bir baska sevda için aglarken gördünüz mü?...

Ben gördüm!...

Kör oldu gözlerim onunla sevdasina aglamaktan...

Bir alev topu gibi onun için çiglik çiglik yanarken siz hiç

askinizin önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan birakma onu,

sana kiyamam ne olurgit," diye yalvardiniz mi?...

Onu bir baskasinin kollarinda düsünürken siz hiç geceler

boyu aklinizi kaçirmamak için kendi kendinize bagirdiniz mi:

"Unut onu,unut onu, unut onu ya da ÖL!..."

içinizdeki o durmak bilmeyen yanginin acisini dindirsin diye

kanatincaya kadar bileklerinizi isirdiniz mi?...

Göz yaslari içinde yastiginiza gömülüp

her Tanri'ya siginmak istediginizde

artik baska bir yürege sevdali olan askinizi ondan geri istemekten utanip

dua etmekten vazgeçtiginiz oldu mu hiç?...

Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yoluna

gençliginizi serip güle güle baska bir aska ugurladiniz mi?...

 

Bazen ask gider!...

Ama ölüm gelmez bir türlü...

Ne yapsaniz öfke duyamazsiniz, giderken bir kibrit aleviyle atese verdigi

ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze,

silinip giden kokunuza,

kül olan yüreginize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdaniza...

Anlarsiniz asktir bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen...

Vefasiz bir unutusa kurban olsa da solup yitmeyen...

Hayattan sogutup size ölümü özleten...

Ölü bir bedende canli kalmakta direnen...

Anlarsiniz asktir bu...

 

Bazen ask gider...

Günler geçer ardindan ve aylar...

Bazen de yillar...

Bebekler büyür, insanlar yaslanir, insanlar ölür,

esyalar eskir, evler yikilir, kurur agaçlar...

Sokaklarin adi degisir...

Acilar bellegin acimasizligina teslim olur...

Sevilen unutur, seven yanar..

 

Bazen ask gider...

Ya da siz gittigini sanirsiniz...

Soğuktu ve avuçlarımdan dökülüyordu şehir..


 

Soğuktu,

Ve avuçlarımdan dökülüyordu şehir

Soğuktu ve ben gidiyordum.

Bir Pollyanna isyanı kadar küçük yüreklere

Mısralar ardına saklanmadan şiirler yazmak gerekiyordu

Ve son kanyağını tüketmiş,elleri koynunda

Hayat,üşüyordu.

 

Soğuktu,

Ve avuçlarımdan dökülüyordu şehir

Soğuktu ve ben gidiyordum

Tanımadığım uzaklardan

Veda acılığında ezgiler geliyordu

Aşk,bugün biletini yine yalnız gidiş almış

Ölmeden önce son parçasını çalıyordu.

 

 

Senin yaşadığın her sıkıntıyı yaşamın merceğinde büyütülmüş olarak yaşıyorum.

 

Seni yitirmekten ne kadar korkuyorsam, incitirler diye de o kadar korkuyorum.

24 saat seni düşünüyorum.

Düşlerimde umut oluyorsun;

Uyandığımda yokluğunla felaketim.

Önce mutluluk kaynağımdın,

Sonra yaşam kaynağım oldun.

Şimdi ise yaşam kaynağım ve bilinmezimsin.

Akşam ağır ağır gecenin koynuna iterken beni,

Çok zaman ellerini ararım sarsın diye bedenimi

Bildiğim sıcaklığıyla…

Yüzünü ararım,

Bir kez daha görmek için

Başlayınca kahrı sensizliklerin…

YAKAMOZ YANIĞI BİR GECEYDİ!...

 

YAKAMOZ YANIĞI BİR GECEYDİ!...                      

 

         Bir istasyon kahvesinde rastlamıştım ona.Nedenini bilmediğim ama pek çok defa kendime sorduğum tanıdık bir yanı vardı. Öylesine oturuyordu önündeki bir bardak çayıyla. Tıpkı benim gibi yolcusuzdu. Ne bir valizi,nede bileti vardı. Yağmurlu bir akşamdı. Sigara dumanı,insan nefesi ve çaydanlıklardan çıkan buharla buğulanmıştı istasyon kahvesinin camları. Gelirken bu buğunun yoğunluğu söylemişti kalabalık olduğunu kahvenin. İçeriye ilk girdiğimde üzerime çevrilen bakışlar ,kendimi sahneye ilk kez çıkan acemi bir şarkıcı gibi hissetmeme sebep olmuştu. Bir tek masa yoktu yalnızlıktan bana kucak açan. Bunca kalabalıkta bir tek o bakmamıştı bana ,orada değildi sanki. Bedenini yanına almadan bir vagona atlayıp gitmiş gibi,soluk alışı bile belli olmaksızın oturuyordu. Sessizce ve biraz çekinerek yaklaşıp yanına; “lütfen”der gibi bir ses tonuyla sormuştum  “oturabilir miyim?” .Yıllar süren derin bir uykudan uyandırılmış gibi irkilerek , kaldırdı dalgın bakışlarını masadan. Gözlerimin öylesine içine baktı ki, bir an sanki görünmez oldum da arkamdaki birine bakıyor sandım. Cevabını duyamamaktan korkup kendimi çabucak toparlamıştım.”Buyurun ” dedi çok uzaklardan kopup gelen bir sesle. Sesindeki uzaklık ruhunun  orada olmayışından kaynaklanıyordu sanırım. Usulca yerleşip bir sandalyeye;”Bakar mısınız” diye seslendim ,koşuşturmaktan yanakları kıp kırmızı kesilmiş çaycı çocuğa.”Bir çay lütfen,pardon!sizde içer miydiniz?”diye sordum. Masayı paylaşmamıza karşılık bir şeyler borçluymuşum gibi. Bu kez kalkmadı bakışları. Duymadı mı acaba diye düşünecekken tam; kesik bir el hareketi ve belli belirsiz bir baş hareketiyle   istemediğini belirtti. Sonra sıkıca kavrayıp bir yudumluk çay kalan bardağını,fon dip ediverdi ve düş molası yüzünden soğuduğu malum olan çayını bitirdi.

         İstasyon kahvesi insanlarının doğallığıyla sıcacık sarardı beni her gidişimde. Bir kitap alır ,ince belli bardaklarda gelen çayların arkadaşlığında bir köşeye çekilir rahat, rahat okurdum. Bazen kaçamak bakışlarla insanları izler ,hikayelerini okumaya çalışırdım; yüzlerinden,giysilerinden,tavırlarından,...Birde kedisi vardı bu avuç içi kadar yerin. Sobanın başından ancak açlığını hatırlayınca kalkar,miskin miskin sürünüp bacaklarımıza; bir parça simit,tost,peynir dilenirdi. Karşılığında birkaç sevimli bakış atar, biraz mırıltı çıkarır kendince teşekkür ederdi. Yiyeceği bitene dek sevdirirdi kendini,ardından sıcacık sobasının kollarına dönerdi. Çayımı yudumlarken kediciğin bana doğru geldiğini fark ettim. Şaşırdım.  Ne tost, ne simit, nede ona verecek her hangi bir şeyim yoktu. Fazla ümitlendirmemek için kitabımla ilgilenmeye karar verdim. Tam o sırada yerinden fırlayıverdi masayı paylaştığım adam. Nedense telaşlandım gidiyor sanıp.”Ne saçma bir his” diye geçirdim içimden. Öyle ya bana ne oradaki herkes gibi tesadüfen bir araya gelmiştik ve bir dahaki tesadüfe değin-ki bu o an için gerçekleşme ihtimali imkansıza yakın görünmektedir-apayrı hayatlara dalacağımız gün gibi açıktı. Paltosuna uzanmayınca eli ,gitmeyeceğini anladım. Sanırım yalnızlığımı diğer insanlara karşı kamufle etmesinden hoşnuttum. Yaklaşmakta olan kediye yöneldi. Yere eğildi,kediyi incitmemeye özen göstererek usulca kucağına alıp masaya döndü. Sevgi dolu bir yüreği olmalı diye geçti içimden,zira kaç kişi farkında şu zavallı varlığın!Dikkatimi çekmişti ;kediyi okşarken elleri, kendi seviliyormuş gibi huzurlu bir tebessüm sarmıştı yüzünü. Yakışıklıydı dersem yalan olur sanırım ama düzgün yüz hatlarına sahipti. Doğal,sıcak bir görünüşü vardı. Zaten güzel insanlar hep uzak gelmiştir bana, özellikle de güzel olduğunun farkında olanlar! Şimdi biraz daha anlaşılır buluyordum ona yaklaştıran şeyi. Başı önde duruşu,o sessiz hali; gözleriyle görmekten çoktan vazgeçtiğini anlatıyor gibiydi. Şimdi bunca zaman sonra biliyorum ki haklıymışım; yüreğiyle bakıyor hayata,insanca bir şeyler arıyor;bir bakış,bir dokunuş,...

         Kitabın aynı sayfasında ne kadar takılı kaldığımı tam olarak bilemiyorum, ama çayım bitince utanıp hızla sayfayı çevirdiğimi anımsıyorum. Kitabımı masaya bırakıp gözlerimle çaycı çocuğu aramaya başlamıştım .Ilık ses tonu sarmalamıştı birden beni “bana da bir çay söyler misiniz?”. Erkeklik taslayıp “usta bize iki çay “diye bağırmaması hoşuma gitmişti.”elbette!”dedim ve iki çay işaret ettim çaycıya. Sanırım kediyi severken sıyrılmıştı hayal aleminden. Yalnızlığını aşma çabası gibi gelen ilgili bir edayla “ klasikleri sever misiniz?” diye sormuştu kitabımı göstererek.”evet özellikle Rus klasiklerini” demiştim aynı ilgili ses tonuyla yanıtlamaya özen göstererek. Yüzüme hiç bakmamıştı,kitaba bakıyordu derin, derin okyanusları andıran gözleriyle. Ara sıra tren sesiyle irkilip kaldırmasa başını fark etmeyecektim belki bu denli mavi olduklarını. İlk bakışında nasıl olduysa fark etmemiştim şaştım bu maviliklerine. İçimde bir sabırsızlık, tarifsiz bir telaş vardı. Kitabıma olan tüm ilgim uçup gitmişti. Lafı uzatmasını, aklımdaki tüm soru işaretlerinin bir trene atlayıp uzaklaşmasını diliyordum için için. Oysa o sustu sonsuzluk gibi. Çayını içti,parasını masaya bıraktı ve sessizce uzandı elleri elveda sözcüğünü yansıtan paltosunun bulunduğu sandalyeye. Masada bir ben, birde bilinmezliğini bırakarak gidiverdi. Ardından kalabalıkta kaybolmuş küçük bir kız çocuğu gibi tuhaf bir telaş içinde kapıya ve boş sandalyeye bakıp kalmıştım uzun süre.Bir bilinmezi kovalamaktan yorgun düşünce zihnim, kitabıma dönmeye çalıştıysam da nafile okuyamayacaktım. Çay paramı masada onun parasının yanına bıraktım. Ayrılmak istemez gibi ağırlaşmıştı kahveden çıkarken adımlarım. Yağmur yavaş, yavaş yağmaya devam ediyordu. Şemsiyemi açmak istemedim. Tenha sokaklardan geçtim ,peşimde hayallerim. Evin kapısında bir süre öylece durdum. Derin bir soluk aldım o geceyi hücrelerime not etsin diye. Zile bastım ,annem açtı kapıyı. Bir bana bir kapalı şemsiyeme baktı. Burnumdan sular damlıyordu. Gülecek sanmıştım,oysa hiçbir şey söylemedi. Bir bardak çay ve bir havlu bıraktı odama sadece.

           Kaç gün,kaç hafta geçti üzerinden hatırlamıyorum. Bir öğle vaktiydi. Yağmurlar bitmiş bahar gibi bir hava sarmıştı kollarına hayatı. Vapur iskelesindeydim, karşı kıyıdaki kitapçıya uğramaktı niyetim. Vapur jetonumu alıp bir bankın ucuna emaneten iliştim. Tam yaklaşan vapura dalmışken bakışlarım, arkamdan gelen sesle irkildim “selam!”. Şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle arkama döndüm. Tanrım o muydu? Fakat bu gülümseme bambaşka biri yapmıştı sanki ,yine de oydu evet işte o çok uzak ihtimal gelip dayanmıştı kapıya!. ”Merhaba!”dedim ama sesim çıkmış mıydı emin olamadım bir süre. Yanıma geldi tüm doğallığıyla ve o gün akşama dek gitmedi ,yanı başımdaydı. Dilek tuttuğunuz yıldızı yakalamanın nasıl bir his uyandıracağını bir hayal ederseniz ,sanırım hislerimi de yakalarsınız bir şekilde. O günden sonra bir başka tesadüfü beklememeye karar verip, randevusuz ayrılmadık birbirimizden. Bir tesadüfler silsilesiyle başlayan arkadaşlığımız,her gün aynı kahvede; hatta aynı masaya oturmaya itina göstererek ,o sessiz ,o unutulmuş köhne  istasyon kahvesinde pekişti. Geçmişinden hiç bahsetmiyordu. Belki anlatmaya değer bir şey bulamıyordu,belki de unutmak istediği şeyleri yenilemektendi korkusu kim bilir. Sormadım bende tüm meraklarıma inat,bekledim. Adım, adım yaklaşıyordu ruhlarımız .Aşk mı?! Hayır sanırım daha çok birbirimizde huzuru bulmuştuk. Hayalleri vardı bensiz. Hiç gücenmedim içindeki yokluğuma. Gitmekten bahsediyordu hep,göçmen kuşlar gibi. Ne aradığını biliyordum. Bende aramıştım bir zamanlar,aslında kim aramıyordu ki onun aradığı şeyleri? Biraz özgürlük,umut,unutup yeniden başlayabilme,hayatın amacı,sevgi,...

Aradığı şey uzaklarda değil,içindeki o sessiz, sessiz atan yüreğindeydi oysa. Uzaklara dalmamalıydı boş yere gözleri, içinde aramalıydı. Sustum!Hiçbir kelimenin anlatmaya gücü yetmeyecekti biliyordum ,kendi sözcüklerini bulmalıydı,kendi dilini.

           Eve döndüğümde ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Odam eskidende bu kadar ufak mıydı yoksa o gecemi duvarlar üzerime yürümüştü bilmem. Yatağımın yanında diz çöküp bir kutu çıkardım saklandığı yerden. İçinde dedemin hatırası eski bir pikap ve kitaplıkla, daktilo  almak için biriktirdiğim bir miktar param vardı. Bir yıldır biriktiriyordum ve çok az eksiğim kalmıştı onlara kavuşmak için . Ertesi gün ilk işim pikabı gizlice evden çıkarıp satmak oldu. Biriktirdiğim para ve pikabın parasını alıp mavi bir zarfa koydum.Üzerine “git ve mutluluğunu bul!” yazmıştım.Koşar adımlarla istasyon kahvesine gittim ve çaycı çocuğa sıkı, sıkı tembihledim “Bunu mutlaka almasını sağla!”diye. Uzun zaman uğramadım kahveye. Yine bir gün ve yine ummadığım bir anda kapım çalındı. Çaycı çocuk çıkı verdi kapının ardından karşıma. Şaşırmıştım doğrusu! Elinde mavi bir zarf vardı ve yüzünde tuhaf bir gülümseme. Zarfı uzattı ve büyük bir suç işlemiş gibi utanarak uzaklaştı daha ben zarfı açamadan. Döndüğünü anlamak için sanırım zarfı açmama gerek yoktu! Umduğumdan çabuk duymuş olmalıydı yüreğinin sesini ,yoksa dönermiydi hiç.Zarfta kısa ama çok şey anlatan bir not vardı. “Gitmem gereken yer o kadarda uzak değilmiş, görmeyi öğrettiğin için sağol. Seni akşam iskelede bekliyorum saat tam 8:00’de.” Onunla bir anne gibi gurur duyduğumu hissettim içimde o an.

           İskeleye yaklaştığımda orda olduğunu farkedip, bir süre öyle uzaktan izledim. Sancılı bir bekleyiş içerisinde yerinde duramayan adımları zamanı kovalıyordu. Pek çok şey geçiyor olmalıydı kafasından peş peşe. Bir zaman diliminde mola verince hayalleri ayakları da duruyor,adeta taş kesilip rıhtımın kendisi oluyordu. Ayaklarını bağlayan ancak geçmişi olabilirdi bundan böyle. Sigarasından derin bir nefes çekti. Rüzgara teslim etti dumanını birilerine ,bir yerlere mektup yollar gibi. Bir martı havalandı iskelenin ucundan;o martıya takılı kaldı bakışları. Yeni açtığı bir sayfada geçmişini aklıyor olmalıydı şu an. Gözlerini kısmış,başı dimdik, martılarla uçar gibiydi. Dokunmak istedim o an omzuna ve söylemek istedim”her şey geçti!”. O an aklımı uyardı kalbim; dokunmak ne mümkündü, artık o uçmayı öğrenmişti. Koskocaman bir yürek vardı karşımda ,sorularını cesurca kovalamış. Ve şimdi dilsiz bir denizin önünde arınıyordu yudum yudum. Kim bilir belki ağlardı bile “ erkekler ağlamaz” lara inat. Nasıl dokunurdum bu en mahrem haline?!...İşte şimdi,tam şu an; insanlığının tadını çıkarıyordu. Elleri umarsızca iki yanına düşmüş ,gözleri asırlarca uzaktaki   bir yıldızdan bakar gibi bakıyordu martılara,denize. Ne çok şey anlatıyordu şu dingin suskunluğu.

             Eğildi,sağ eliyle suya uzandı olmadı. İskele bu kadar yüksek miydi, o gece sular mı çekilmişti bilmem. İçinde başaramamanın hıncı birikti. Yüzükoyun yattı yere ve yarı beline kadar sarkıttı bedenini, suya dokundu. Su dokunuşuyla yüzüne bir tebessüm sundu. Anladım suya bir mektup yazıyordu parmakları. Başını kaldırdı, batmak üzere olan güneşin kızılı yaktı, ala buladı yüzünü. Ateş gibi yandı gözleri. Ansızın kalktı uzandığı yerden, biri gizlice kulağına fısıldamıştı sanki”orda, arkanda”diye. Uzun, sakin bir bakışla uzattığı elleri bana “gel” der gibiydi. Uzattığı elleri dokunmadan daha gözleri hoş geldin demişti. Uzun bir süre suskun bekledik bir şeyleri. Karşı kıyının ve ayın ışıklarının denizle özlem giderişini izledik bir süre. Ilık rüzgarın oyunuyla yüzümü gizleyen saçlarımı çekti yüzümden. Bilmez gibi sordum “buldun mu?” diye yeniden. Hafifçe kıvrıldı dudakları “yolu sen gösterdin “dedi. Sustum o konuşmalıydı bundan böyle.”sırf gitmeyi çağrıştırıyor diye gitmiştim o kahveye, oysa orda bana kalmayı öğretecek biri varmış beni bekleyen.”dedi.”Uzaklarda yeniden başlamak yokmuş meğer. Uzaklar sordu durdu; kimsin,nereden geldin, niye geldin, kaçış yokmuş öğrendim.” “Oysa ne rahatmışım yanında,sen hiç sormadın, gitme demedin,...Şimdi buldun mu diye soruyorsun. Bense az kalsın bulduğumu anlamayıp yitiriyordum. Erken değildi dönüşüm aslında gitmeden de başlamışım seninle yenilenmeye.” Sustuk. Kocaman,derin derin sustuk sadece. Gelen ilk vapurun güvertesine atladı. O gece gördüğüm son yakamoz pırıltısı, git gide uzaklaşan huzur dolu gözleri oldu.

ASK AYAKKABIDIR

 


Bedenin yükünü ayaklar taşır,ruhun yükünü yürekler.. bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur"ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla"seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır"diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü,tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde,farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çeşit serüven olarak"spor"gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı"gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı"gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez"ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları"ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka"ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi"edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet,aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki"delik"bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca"bir miktar"ömrünü uzatmış olursanız;"delik"bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

CAN DÜNDAR

ONCE SEVMEYI OGRENDIM

 

Quote

ONCE SEVMEYI OGRENDIM

Hayatimda ilk once SEVMEYI ogrendim, cunku sevdikce kendimi hissettigimi ogrendim.

AFFETMENIN ne oldugunu anladim ve affetmenin aslinda yeni insanlar kazandirdigini gordum.

Bir gun gecmisime baktim da PISMANLIGIMDAN uzulmedigimi gordum, bunlari ben yasadim cunku.

Birisini HATIRLAMANIN aslinda ufak bir telefon gorusmesi kadar basit oldugunu biliyorum artik.

Aslinda bana DEGER veren insanlarin cok yakinimda, fakat gozlerimin hep uzaklarda oldugunu anladim.

Birisini kirdiktan sonra OZUR dilemenin aslinda beni ben yaptigini anladim.

Sen benim icin ONEMLISIN kelimesinin verilecek en buyuk hediye oldugunu buldum.

Bir yerden sonra KELIMELERIN mana ifade etmedigini biliyorum.

MUTLU olmanin aslinda bir kedinin guzel bir anini yakalamak kasdar basit oldugunu anladim.

Kacirdigim FIRSATLARIN aslinda bana yeni firsatlar yarattigini gordum.

Yildizlarin benim icin parladigini gormeyen gozlerim, gun geldi HAYATIMDAN yildizlarin gomuldugu maziyi unutmasi gerektigini anladim.

GOZLERIN kelimelerden daha onemli oldugu ve yalan soylemediklerini biliyorum.

Hayatimda YANIMDA GORMEK istediklerimi yanimda gorecegim, cunku onlarin  bana deger verdiklerini biliyorum.

TELEFONUN 160 karakterine uzuntunun, mutlulugun, yikintinin sigdigini gordum.

YASAMIN YASAMAYA DEGER OLDUGUNU VE ISTERSEM MUTLU OLACAGIMI ANLADIM......

Yaşamak değil, bu telaş öldürecek beni" dediği gibi şairin;

 

Yaşamak değil, bu telaş öldürecek beni" dediği gibi şairin;

O telaşla, bırakin Paris yolunda ılık rüzgarla
Taramayı saçlarınızı
Sevdiğimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz...
Gözümüz saatte söyleştik hep
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı.
Aranacak adamlar,yapılacak işler...
Bir sonraki günün telaşı
Bir öncekinin terine bulaştı
Başkalarinin hayatı bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat yerine;
Kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu
Veya yavuklu busesiyle uyanma heveslerini
Ha babam erteledik.
20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını,
30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasıya söyleşmek,
Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda,
Söyleşecek, sevisecek kimsecikler kalmıyor
Yanınızda...
Özenle sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;
Vakit gelip sandıktan çıkardığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış.

Cahit Sıtkı Tarancı





 

SENİ SANA ANLATABİLİRİM


Nesini çalmışsan...
Veya neyini almışsan bir insanın,
iade etmenin yolunu bulabilirsin.
Peki, ya o insanın sana verdiği zamanıysa?
Ha zamanının bir bölümü;
Ha yüreğinin bir dilimi!..
Bir mektubun güzelliğini düşünebiliyor musun?
Düşünebiliyor musun;
senin olmadığın bir "uzak"ta,
"senin için" vaktini tüketmiş olduğun, birisini?..
Senin için;
Senden habersiz...
Bir mektubun kanatlarındaki "yükü" düşünsene...
Ha yolcuların unuttuğu han kapıları!..
Mektup geçmemiş sokaklara girmese yolum...
Çünkü mektup geçmemiş sokaklar karanlık.
Mektup yazılmayan geceler yıldızsız...
Selamsız kapılar nefessiz gibi!
Vadesiz ne var, verilebilen?
Vermek istiyorsan;
yüreğinden bir "dilim" ver,
zamanından bir bölüm.
Onun için;
Ondan habersiz...
Benim için;
Benden habersiz.
Aynen bu yazıyı yazarken,
senin haberin olmadığı kadar
Her harf bir ilmek ve satırlar yüreğinin çevresindeki
dantel olsun...
Göreyim.
Sulamazsan çiçekler gülmez.
Yollamazsan selamlar gelmez...
Bir mektubun güzelliğini düşünebiliyor musun
gerçekten?
Düşünebiliyor musun senin
olmadığın "uzak"larda vaktini tüketmiş olduğun,
birisini?
Senin için...
Hem de senden habersiz.!!!

 
第 1 张,共 8 张