ڪے є я α p 的个人资料Özne Tıkandı, Yüklem İle...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
Özne Tıkandı, Yüklem İlerlemiyor.. En İyisi Paragraf Paragraf Uzaklaşmak Buradan.. Kendine Ve Kendindeki Kendime İyi Bak..!
bi yazı
__________________
Aşk; kapının önünde elinde elma şekeri parmakları yapış yapış boyu daha zile uzanamayan ve küçük şapkasının altına hayallerini sığdırmış bir çocuk olduğumu öğretiyor bana. Her kapının önüne geldiğimdebir hüzün bir de şaşkınlık kaplıyor küçücük bedenimi Hep mi zile uzanamaz hep mi elinde eritir şekerini insan bu ne şanstır ¿ __________________ ![]()
Bilmezler nasıl sevdik aşkım...
![]() Ben Böyle Seviyorum!!! Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.Gözlerim degil, yüregimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüregime. Bir baska yerde olamazdın zaten. Sen, benim en degerli yerimde, yüregimde olmalıydın, orada kalmalıydın.çok aşka ev sahipligi yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Her hangi bir konuk degildin artık.Bu yüzden ne agırlama faslı vardı, ne de ugurlama.O yüregin gerçek sahibiydin. Simdi sonbahar, kışa giriyoruz ya.Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.çicek çiçek açtın yüregimde.Gökkuşagı zayıf kaldı,senin renklerin karsısında.Taze bir yaprak gibi yeşildin.Açelyaydın pembeliginle.Üzerine çig taneleri düşmüş sarı güldün.Kırmızıydın bir ateş gibi.Ve maviydin... En cok bu renkle anmayı sevdim seni.Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da.Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.En kızgın,en tahammülsüz oldugum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.Içimdeki sevinç yüzüme yansıdı,güldüm.Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek oldugunu, nasıl güzel bir şey oldugunu anladım seninle..Her seye ragmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacagım hiçbir zorluk yoktu.Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.Sen elimden tuttugunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim,kul ederdim.Sana ulaştıgımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.Ve o göle bir tek sen girebilirdin...Sevdim ve hayrandım da.Her halin çekti beni.Duruşunu,uyumanı,gülmenı,kızmanı,şaşkınlıgını , saflıgını,kurnazlıgını,çocuklugunu,olgunlugunu sevdim.Sesini de sevdim suskunlugunu da.Küçük oyunlarını,kaprislerini, sitemlerini,korkularını sevdim.Seni ve o doyumsuz sevdanı,uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çogu zaman.Sıgmadın cümlelere ve hiç bir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.Seni severken yorulmadım.çünkü sen yasam kaynagıydın.Her gün yenilendim.Seninle çogaldım,büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.Ölmeyecektim çünkü sen ölmezligin ta kendisiydin ''susmalıyım'' Merhaßa demek isterdim ama sana doğru kurduğum tüm cümLeLerin en sonundayım artık.HoşçakaL demekse öLümün beLki de bendeki diğer adı... KayßetmekLe kazanmak sanaL bir eLmanın iki yarısı gibi. ßazen kayßettiğin oranda kazanır , ßazende kazandığın asLında hiç senin oLmamıştır.. Sen ßenim kazanma umudumu hiç kayßetmediğim ama hiç kazanıLmamış diğer yarımsın. Ve ßu gece son kez seni kayßetmeye geLdim sevgiLi... HayaLini ruhuma işLercesine , gözLerim gözLerine son kez ßakacak. İçimdeki sana dair son umudu da yine senin yanında , yine kendi yüreğimLe kıracağım ßu gece. DiLimden , yüreğimden , hatta kaLemimden iLk defa sevda sözLeri döküLmeyecek sevgiLi. YüreğimLe , duyguLarımLa sana doğru yürüyemediğim ßu yoLda iLk defa kendime , iLk defa akLıma yürüyeceğim ßu gece. Evet ßu gece hiç oLmadığım kadar senin , hiç oLmadığım kadar seninLeyim.Son kez tutacak eLLerim eLLerini ve iLk kez soğukLar göndereceğim sıcakLığına... Evet , evet sevgiLi sana dair ne varsa ßende ...ßu gece son... ßenden sonra sen hiç oLmayacaksın.ßenden sana hiçbir şey ßırakmayacağım. Geri aLacağım sana verdiğim sevgiyi ve maviyi. Sana sadece korkuLarın , karanLıkLar ve yapış yapış ßir yaLnızLık kaLacak sevgiLi..YıLLar geçse de kurtuLamayacaksın arTa kaLanlardan. Çünkü ßir daha kimse sevmeyecek seni ßen gibi... Senden sonra ßen...Yüreğimdeki sevginin aydınLığıyLa ya yaLnızLığa yada sonsuzLuğa yürüyeceğim.ßen asLa senin oLmayacağım ama sen daima ßenim kaLacaksın sevgiLi... Evet sevgili , ßu gece ya ßen sonuna kadar seninim , ya sen sonsuza kadar ßenimsin... ![]() Hangi dilde anlatsam seni sevdiğimi? Hangi hasret yüklü,yanık türkülerle dile getirsem? Hangi iç parçalayan,yürek dağlayan,aşık ozanların şiirlerini okusam yıldız gözlerine bakarak? Hangi silinmez kalemle yazsam yüreğine aşkımı? Hangi dağa,hangi taşa,hangi kağıt parçasına yazsam sana duyduğum yüce sevdayı? Hangi yağan deli yağmurda ıslansam söndürür hasretini? Hangi rüzgar,hangi tufan kalbimden söküp atar özlemini? Hangi su siler bedenimden senin izlerini? Hangi yoldur ki,yürüdüğümde sonu sana gelmesin? Hangi içki,hangi kadehtir ki;seni sevdiğimi unutturabilsin bana? Hangi taze çiçektir sevdam gibi eşsiz kokabilen? Hangi ulu ağaçtır ki;susuz güneşsiz büyüyebilsin içimdeki sen gibi? Hangi hain gece yokluğunu aratmaz bana? Hangi mehtabın inci kolyesi olan yıldız,senin gözlerin gibi parlayabilir? Hangi ressamın ellerinden çıkmış resimdir ki;içinde sen olmayasın? Hangi şairin,hangi şiiridir ki;mısralarının arasında yüzün gizlenmesin? Hangi sevda koyu olabilir bu kadar? Hangi gözdür ki;gözlerime değdiğinde unuttursun bana gözlerinin rengini? Hangi sıcak avuçtur,ellerime dokunduğunda yaralarıma ilaç olabilsin sen gibi? Hangi deprem,hangi afet senin kadar acıtarak,sızlatarak alabilir canımı? Hangi ilaçtır tenin gibi şifalı olan? Ve hangi sevdanın bütün tonları bu kadar maviye çalabilir ? ? ? Sevdİm İste Ötesİ Yok.... Ben seni kocaman bi yürekle sevdim. Gözlerim degil, yüregimdi seni gören. Sen damarlarimdaki kana karisip, geldin oturdun zaten. Sen, benim en degerli yerimde, yüregimdi olmaliydin, orada kalmaliydin. Cok aska ev sahipligi yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk degildin artik. Bu yüzden ne agirlama fasli vardi, ne de ugurlama. O yüregin gercek sahibiydin. Simdi sonbahar, kisa giriyoruz ya... Ben dört mevsim bahari yasadim seninle. Cicek cicek actin yüregimde. Gökkusagi zayif kaldi, senin renklerin karsisinda. Taze bir yaparak gibi yesildin. Acelyaydin pembeliginle. Üzerine cig taneleri düsmüs sari güldün. Kirmiziydin bir ates gibi. Ve maviydin... En sok bu renkle anmayi sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düsünemedim. Seni severken dünyayi da sevdim ben, insanlari da... Kendime bile dar gelirken, icinde herkese yer olan bir hayatin sahibiydim artik. En kizgin, en tahammülsüz oldugum anlarda bile, seni düsünmek yetti bana. İcimdeki sevinc yüzüme yansidi, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygisiz, icten gülüsün ne demek oldugunu, nasil güzel bir sey oldugunu anladim seninle. Her seye ragmen sevdim seni. Güclüydüm ve asamayacagim hicbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttugunda, patlama hazir bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulasmak icin önüme cikan her seyi yok edebilirdim. Sana ulasmami engelleyecek her seyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulastigimdaysa sakin bir göle dönüsürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandim da... Her halin çekti beni. Durusunu, uyumani, gülmeni, kizmani, saskinligini, safligini, kurnazligini, cocuklugunu, olgunlugunu sevdim. Sesini de sevdim suskunlugunu da. Kücük oyunlarini, kaprislerini, sitemlerini, korkularini sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdani, ucari sevdani anlatacak kelime bulamadim coğu zaman. Sigmadin cümlelere ve hicbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadi. Seni severken yorumlamadim. Cünkü sen yasam kaynagiydin. Her gün yenilendim. Seninle cogaldim, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladin. Ölmeyecektim cünkü sen ölmezligin ta kendisiydin. Sevdim iste ötesi yok... -görüşmeyeli uzun zaman oldu.. -evet.. -neler yaptın.. -sensizliğe alıştım.. -ciddi misin.. -tıka basa.. -niye ki.. -çünkü sen, beni ve hayatımı evvela sırf kendinle doldurdun, sonra da çekip gittin.. -bilmiyordum.. -hiçbir şey bilmiyorsun sen zaten.. kırgınım bu yüzden sana ben çok.. -neden kırgınsın.. -çünkü sen, bana evvela kaybetmeyi ve mutsuzluğu sevdirdin sonra da gittin, bir başına çok mutlu oldun.. -sıkıldım ama ben hep kaybetmekten ve çok mutsuz olmaktan.. sonra baktım, meğer çocuk oyuncağıymış kazanmak ve mutlu olmak.. hem benim kazandığım, hayatımın geri kalanını korumak oldu sadece.. yine de özür dilerim.. -bir şey değiştirmez ki bu.. -bilmiyordum -ikinci kez diyorsun bunu.. -özür dilerim.. -bunu da ikinci kez diyorsun.. -ne yapabilirim.. -hiçbir şey.. geçilmiş zamanın davası olmaz.. -tamam, ben bir hayvanım -estağfirullah -yo.. esta, esta.. anlatmalıydım, hissetmeliydim.. -ama o vakitler senin kalbin çok kalabalıktı.. -olsun, seni fark etmeliydim ben yine de.. -belki benim de suçum var.. -senin ne suçun olabilir ki.. -sadece seni sevdim.. seni sevmekten başka hiçbir şey yapmadım.. -ama ben onu da yapmadım.. -seni herkes seviyordu zaten.. -bilmiyordum.. -üçüncü kez sığınıyorsun bu kelimeye.. -ne yapabilirim ki.. -bu da ikinci kez oluyor.. -haklısın.. -haklılık, haksızlık meselesi değil ki bu.. -ne istiyorsun benden.. elimi, kolumu mu keseyim.. ne yapayım, kırık kalbini onarmak ve affettirmek için kendimi.. -hiçbir şey istemiyorum senden.. yalnızca kritik yapıyoruz, "oynat hayatcığım" oynuyoruz işte, tek kale yaşanmış ve bitmemiş bir sevginin ardından.. -devam et, itiraf et.. içinde biriktirdiğin beni kus, suratıma.. suç kalbime.. haydi.. -artık pek fazla görüşmesek de haberlerini alıyordum ondan bundan.. yani ne yalan söyleyeyim, hayatta tökezlediğini, düştüğünü duyduğumda, hakkında nahoş şeyler anlatıldığında, anında anlatılanlara yalan da olsa yüzde bin beş yüz de ben katıyor, inanıyor ve büyük keyif alıyordum bundan.. -inanmıyorum.. -inanabilirsin.. -peki niçin.. -açık açık ve uluorta, kucak odlusu yaşayamadığım sevgim, aynı derecede nefrete dönüşmüştü çünkü.. sevgilisinden intikam almak için meşhur şarkıcı olmak isteyen tiplerin olduğu o eski türk filmleri anlıyordum artık.. senin mutluluk haberlerin geldikçe, kalbime kramplar giriyordu.. bir canlı bomba olup elinde, yanında yörende patlamak istiyordum.. sırf parçalarımı görüp ömür boyu dinmeyen vicdan azabı çekesin diye.. -sana karşı bilmeden takındığım ilgisizliğimin seni bu derecede derinleştirmesi ilginç değil mi.. -entel entel konuşma.. derinleşmek değildi ki benim muradım.. mutlu olmak istiyordum sadece.. evet, mutsuz oldukça derinleştim, derinleştikçe de boyumu geçti umutsuzluğum ve nihayet geçmişle boğuldum.. sen ise hem kendi, hemde benim geçmişim üzerinden atladın, attaya gittin.. -sana sarılabilir miyim.. -şefkat dilenmiyorum senden.. -ne yapmamı istiyorsun.. -hiçbir şey.. yalnızca beni mutlu kılacak organlarımı kerpetenle söktün, his uçlarımı acımasızca zımparaladın, bunu bilmeni istiyorum.. bunu bilmesi istiyorum.. bunu bil ve zıbar git.. -bilerek yapmadım ki.. -bilerek yapsaydın çok üzülmezdim zaten.. bilmeden yaptığın için kalbim pörtledi.. -konuştukça, kanıyor kelimeler.. -evet.. -keşke.. keşke, keşke diye başlamasaydım bunca yıl sonra seninle tekrar konuşmaya.. -keşke.. -beni affedebilecek misin.. -affedersem, ölürsün içimde.. oysa ben seni yüreğimde çengelli bir iğne gibi taşımak ve arada bir kanırtmak istiyorum.. yaşadığımı hisetmek için.. -beni hala seviyorsun demek ki.. -seni değil, seni seven o eski pervasız halimi seviyorum ben.. -tekrar, özür dilerim.. -tekrar, hiç önemi yok.. geçilmiş zamanın davası olmaz.. -şeey.. beni dövebilirsin istersen.. -saçmalama.. -ne yapayım.. -dur biraz.. -ve fakat özne tıkandı, yüklem ilerlemiyor.. en iyisi paragraf paragraf uzaklaşmak buradan.. kendine ve kendindeki kendime iyi bak.. -peki.....
Sadece sana sarılarak uyuduğumda nefes alabiliyordum. Beni kollarına aldığında, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadığımda, kokunu kalbimle soluduğumda... Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildiği yerdi benim için. Ne sana aşık kadınlar, ne sevdiklerin, ne geçmişin, ne yarının...Uykunda sadece ikimiz vardık. Aşkıma dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacım yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacım yoktu artık. Aşkımızın kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan.... Önce kolunu çekerdin başımın altından, sonra sırtını dönerdin. Usulca sarılırdım sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen günlerin hasretiyle... Ardından yavaş yavaş kollarımın arasından sıyrılırdın...Günlerce taşımaktan yorulmadığım hasretin, tenimden tenime akan o ateş, ağır gelirdi bedenine... Uyuyamıyorum, nefes alamıyorum, lütfen sarılma, derdin... Yatağın bir ucuna sığınmış bedeninden kovulmak, hayatından kovulmak gibiydi benim için. Sığındığım, soluk aldığım tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edişinden bile ağır gelirdi. Yanıbaşındaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o baştan ayağa sen olan evimdeki unutulmuşluğumdan çok daha ağır gelirdi. Seni kaybetme korkusu öyle işlemişti ki hücrelerime...Yataktan doğrulduğun anda bu korkuyla açılırdı gözlerim. Bilinçaltım konuşurdu benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktığın asla aklıma gelmezdi. Gittiğini düşünürdüm yalnızca... O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebileceğini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir başına bırakıp, kaybolacağından korkardım. Bana hep aynı soruyu sorduran bu korkuydu işte: Nereye gidiyorsun sevgilim? Beni yeniden hayatın içinde, gerçeklerin ortasında bir başına mı bırakıyorsun? Beni yeniden unutuluş sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim? Oysa seni uyutmayan içindeki o yangınlı hesaplaşmaydı. Gece iner, aşıklar, yüzler, bedenler, anılar kaybolurdu; sadece ikimiz kalırdık. Ve sen uykunda sevgimle hesaplaşmaya dalardın. Cennette cehennemi hatırlardın. Seni yollarca, şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce, şiirlerce yakınından sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Hayatımı öyle olduğu gibi bıraktım. Şehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz hiç düşündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili? Geldim. Bana destek olacak, sırtımı vereceğim bir aşkın yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracağım yalanını, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istediğim seninle birlikte bir hayattı. Öyle cesaretsizdim ki karşında ve öyle açık sözlüydün ki bana karşı, ancak iddiasız bir sığınmacı olabildim hayatında... Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış, sevgili... Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın zamanlarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inandırmıştım ben de kendimi... Aşkıma kapalı bir kapının önüne bırakılmış yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacak tek şeyimdi senin aşkın. Karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... Nasıl da hoyrattın bana karşı... Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi?.. Sonra bir gün geldi ve terkedildim. Ve bu sorular birer birer bıçak gibi saplandı yüreğime ve yüreğimde yanıtlarını buldu. Unutuluş hepsinin acımasız cevabı oldu. Sonrası dipsiz bir karanlık... Sonrası çaresiz bir çıldırış... Hayata karışmamak için tek kalkanım, tek sığınağımdı aşkın. Tek silahımı yitirdim ve hayata teslim oldum... Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için. Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttuğum yalanıyla hayatı kandırmaya çalışınca hayat hiç olmadığı kadar acımasız tokatlar indirdi yüzüme... Sonrası dipsiz karanlık... Sonrası hatırlamaya bile dayanamadığım düş yıkımları... Sonrası kesif, karanlık ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir boşluk... Sonrası "yalnızlık" kelimesine sığmayacak kadar derin bir yalnızlık... Senin için bir ilişkide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce aşkla değil kalbinin boşluğuyla tutunduğun bir can yoldaşıydım... Yüreğin bir başkasına kapılarını açtığında hayatından dışlanıp unuttuğun oldum sonra... Vicdanın oldum senin... Merhametin oldum... Pişmanlığın oldum... Arkadaşın oldum... Kardeşin oldum... Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim değiştirdi bu ilişki? Kaç kez kimlik değiştirdim seni sevebilmek için... Anlamadın mı artık, varlığım sana acı vermek için değil. Sadece seni sevebilmek için yaşadım ben... Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi... Seninle geçen zaman bir daha tekrarı olmayan, doğaçlama bir melodi gibi benim için... Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum. Öylece karşında oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazırlamayı, seninle sohbet etmeyi, seninle birlikte uyumayı, yani paylaştığımız ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacağım bir şiiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluğa hissederek yaşıyorum... Öyle birikmişsin ki içimde... Seni yaşamakla tüketmem, seni sıradanlaştırmam mümkün değil. İçime çektikçe çoğalıyorsun... Şimdi varlığım her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafına. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor, biraz daha kanıksıyorsun beni... Hayatını tüm kalbimle kucakladığımı hissettiğim anda ansızın yüzünde beliren o kaygıların alıp seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnızlık kuyularına sürüklüyor. Yeni isimler, yeni aşk öyküleri, başka yüzler, başka bedenlerle kaçış planları yapıyorsun kendine... Gece ansızın seni uyandıran, kolunu başımın altından çeken, seni yatağın ucuna kadar gotüren, uykunu bölüp ayağa kaldıran ve bana hep o aynı soruyu sorduran bu korkular değil mi...: "Sevgilim nereye gidiyorsun?" Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benliğini kıstırdığın duvarların arkasında soğuk, uçsuz bucaksız bir yalnızlıktan başka ne var? Neden kaçıyorsun? Neden bu aşkı sonsuzluğa, özgürlüğe, daha önce hiç yaşamadığın sınırsızlığa bir kapı olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki... Sevgim seni tüketmek değil, çoğaltmak içindi... Sevgim dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna inanman, inanmamız içindi... Yüreğimizin çok derinlerinde yaşayan o iki masum çocuğun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... Ben senin kanatlarını hiçbir zaman çalmadım ki... Öyle çok reddedildim ki senin tarafından, sensiz kalmak yüreğimi ezen tek korku artık. Öyle ki hayatım yalnız bir korku halinde ayakta duruyor şimdi... Korkumu gerçeğe büründürdüğün anda yıkılıp gideceğim. Her şeyi tükettim. Hayata tutunmak adına ne varsa her şeyi yaktım seni sevebilmek için... Tüm sabrımı, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatın tek harcı olduğuna olan inancımı... Artık senden başkasına verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplaşacak bir benliğim kalmadı. Geriye dönüp sığınacak bir kendim kalmadı... Şimdi bana varlığımın sana acı vermediğini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun... Aşkımın benliğini ve hayatını ele geçirmesinden duyduğun o sebepsiz korkuyu yenmek için... Korkuyu beklemenin telaşı korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? İşte bu yüzden sensizliğin karanlık kuyusuna kendi ellerimle bırakıyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten değil, sevgili... Sana veda etmeden kayboluşa karışmam da aslında sadece bunun için... Madem varlığım acı vermiyor sana, madem ki ancak yokluğumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yokluğumla kal sevgili... Madem ki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun... "Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacğım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“ “Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.” "Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum." "Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…" Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslinda seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kızarsin ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildigin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığınainandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eger yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kırıldım ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler. "Kendine iyi bak" bir noktadır çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdakii neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keske böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamanı geriye. Keske bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?………. Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine Iyi Bak. "Kendine iyi bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler... ... ![]() NE MUTLU TURKUM DIYENE!!!Siz Türk müsünüz?""Evet Türk'üm...."ihtiyar gözlerime tanidik bir göz
ariyor gibi bakti Anlatmaya başladi "Yil 1915. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de.. Orada savaşmak üzere bütün Hiristiyan devletlerden asker topluyorlardi Ben, Avustralya Anzaklarindandi;m. ingilizler bizi toplayip dediler ki: 'Barbar Türkler Hiristiyan dünyasini; yakip yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşi cephe açmiş durumda.. Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş; çok önemlidir. Biz de inandik sözlerine ve savaşmak isteyenler arasına katıldık..Beynimizi yikayan ingilizler Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını; Çanakkale'ye sevkediyormuş. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler, orada birkaç ay talim gördük, sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler geceyi gündüze çeviriyordu. Her taaruzda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? ilk başlarda zannediyordum ki ingilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer bu barbarlıktan değil, kalplerindeki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş. Biz karaya çıktık. Taarruz edeceğiz, bizi püskürtüyorlar.. Tekrar taaruz ediyoruz, bizi gene püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda kendimi yabancı insanların arasında buldum. Nasıl korktuğumu anlatamam. ingilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim, bana hiç de öfkeli bakmıyorlar, yaralarımı sarmışlar. iyice kendime gelince bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. iyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. şoke oldum doğrusu..Dedim ki kendi kendime: 'Bu adamlar isteseler ş;u anda beni öldürürler, ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi.. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler..' Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı;. Bu duygularla 'Yazıklar olsun bana' dedim. 'Böyle asil insanlarla ben niye savaşıyorum, niye savaşmaya gelmiş;im? Bu ingiliz milleti ne yalancıymış, ne kadar Türk düşmanıymış diyerek pişman oldum.. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı; ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce.. Nihayet bizi serrbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu Türk bayrağı; dövmesini yaptırdım. Bu bayrağın esrarı; bu işte.." Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: Talihin cilvesine bakı;n ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı yileştirerek, sı;hhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılacağımı hiç tahmin etmezdim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırdılar, buna bütün kalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz?" dedi. "Ömer" cevabını verdim. Merakla tekrar sordu: "Peki niçin Ömer ismini vermişler sana?" ''Babam müslümanların ikinci halifesinin isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş." -"Senin adın müslüman adı mı?" Ben -"Evet, müslüman adı" deyince yüzüme baktı,doğrulmak istedi. Onun yatakta Oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki: ''Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Josef Miller idi, şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun." "Olsun" dedim. Peki doktor beni müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?" şaşırdım, nasıl da birdenbire müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o bunu hep düşünüyormuş da kimseyle konuşup soramadığı için gerçekleştirememiş.. -"Tabii" dedim.. "Müslüman olmak çok kolay." Sonra kendisine imanın ve islamin şartlarını anlattım, kabul etti. Hem kelime-i şehadet getiriyor, hem de ağlıyordu..Mırıldandı: "Siz müslümanlar tesbih çekersiniz, bana da bir tesbih bulsan da ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah'ımı ansam olur mu?" Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk'ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tesbih çekiyor, biz de tedavisiyle ilgileniyorduk. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti. -"Beni yalnız bırakma olur mu?" "Ne gibi Ömer amca?" "Ara sıra gel de bana islamiyeti anlat!.. Sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor." O günden sonra her gün yanına gittim, bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum;"Doktor Ömer, lütfen 217 numaralı odaya gelin!" Hemen yukarı çıktım. Ömer amcanın odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih, açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen baş ucuna oturdum, kendisine kelime-i şehadet söylettirdim, o şekilde kucağımda teslim-i ruh etti... Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk Milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu. Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke neden vücut bulmasın..." ''NE MUTLU TURKUM DIYENE" ![]() M.K.ATATURK Ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin
.......
SuSTuM
Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!
Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.
Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.
Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…
Tarif edemediğim acıları,
Konuşursam;
Kırmaktan, kırılmaktan
Gözyaşlarımı tutamamaktan
Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!
Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm
Sustum…
Sahi, her susan haksız mıdır?
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir
Ve hayat da gider onun pesinden...
Terk edildigin yerde öylece kala kalirsin...
Bir sabah uyanirsin ki gözünü açtigin ömür senin ömrün degildir...
Aynada tek parça görünen bedenin, aslinda lime limedir...
Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askinin cam kiriklaridir...
Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin...
Bazen ask gider... Önünde bir kadeh raki,
küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalirsin arkasindan...
Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadir...
Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...
Tanrim ne olur gerçek olmasin, ne olur günes dogmadan geri dönsün,
teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki
hiçbir sey sormam ona,
bu geceyi yasanmamis sayarim,
unuturum yeter ki asik olmasin...
içimde durmaksizin çiglik atar dualar...
Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardigin Tanri bile gider pesinden...
Sonra sabah olur, günes dogar... Askin gelmez bir türlü...
Bir gecede degisir ömrün...
O bir türlü inanmak istemedigin kader seninle alay eder gibidir...
Ömrünü adadigin, yillarini önüne serdigin askin bir gecede bir
baska hayata karismistir iste...
Bir gecede bir baskasinin aski olmustur... iNANAMAZSIN!...
Bazen ask gider... Ve sen yilardir içinde yasadigin yürekten
valizler dolusu anilarla kendi yalnizligina tasinirsin...
Elin varmaya varmaya bosaltirsin dolaplari... Çekmeceden çikan
her giysi parçasi onunla geçirdigin anilarin tarihiyle agirlastikça agirlasir...
Onun kollarinda geceler boyu cennet uykularina karistigin
yatak sen giderken utancindan bakamaz yüzüne...
Dogmamis bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki
o küçük mor menekse
yapraklarina kondurdugun veda öpücügüyle büker boynunu...
Valizlerini kapinin önüne yigip yüzün sirilsiklam son bir sigara için
yigilirsin koltuga...
Gidiyorsundur iste...
Askini kendi ellerinle bir baska aska teslim edip...
Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine,
sevdani onun sevdasina ekleyip...
Bazen ask gider... Ve adresi degisir evinin...
Sesinin tonu degisir, yüzünün rengi...
Yastiginin sicakligi, yedigin yemegin tadi uykularin degisir...
Ve rüyalarina her aksam açip girdigin kapidan baska bir
sevda giriyordur artik...
Her gün oturdugun koltukta o bakmaya doyamadigin gözlerin isiginda
bir baska sevda oturuyordur...
Yıllardir evinde agirladigin, masalarina konuk oldugun,
hayatlarini paylastigin dostlarinin kahkahalari arasina
bir baska ses karisiyordur artik...
Senin gölgene aliskin duvarlar bile çoktan kabullenmistir yoklugunu...
Her gece uyudugun yastiga bir baska sevda birakiyordur kokusunu...
O öpmeye kiyamadigin dudaklarda bir baska sevdanin adi...
Askinin o tek cennet bildigin uykularinda
bir baska sevdanin rüyalari...
Bazen ask gider ve anilarda gider pesinden...
Siz hiç o yüreginize sigdiramadiginiz askinizi
bir baska sevda için aglarken gördünüz mü?...
Ben gördüm!...
Kör oldu gözlerim onunla sevdasina aglamaktan...
Bir alev topu gibi onun için çiglik çiglik yanarken siz hiç
askinizin önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan birakma onu,
sana kiyamam ne olurgit," diye yalvardiniz mi?...
Onu bir baskasinin kollarinda düsünürken siz hiç geceler
boyu aklinizi kaçirmamak için kendi kendinize bagirdiniz mi:
"Unut onu,unut onu, unut onu ya da ÖL!..."
içinizdeki o durmak bilmeyen yanginin acisini dindirsin diye
kanatincaya kadar bileklerinizi isirdiniz mi?...
Göz yaslari içinde yastiginiza gömülüp
her Tanri'ya siginmak istediginizde
artik baska bir yürege sevdali olan askinizi ondan geri istemekten utanip
dua etmekten vazgeçtiginiz oldu mu hiç?...
Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yoluna
gençliginizi serip güle güle baska bir aska ugurladiniz mi?...
Bazen ask gider!...
Ama ölüm gelmez bir türlü...
Ne yapsaniz öfke duyamazsiniz, giderken bir kibrit aleviyle atese verdigi
ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze,
silinip giden kokunuza,
kül olan yüreginize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdaniza...
Anlarsiniz asktir bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen...
Vefasiz bir unutusa kurban olsa da solup yitmeyen...
Hayattan sogutup size ölümü özleten...
Ölü bir bedende canli kalmakta direnen...
Anlarsiniz asktir bu...
Bazen ask gider...
Günler geçer ardindan ve aylar...
Bazen de yillar...
Bebekler büyür, insanlar yaslanir, insanlar ölür,
esyalar eskir, evler yikilir, kurur agaçlar...
Sokaklarin adi degisir...
Acilar bellegin acimasizligina teslim olur...
Sevilen unutur, seven yanar..
Bazen ask gider...
Ya da siz gittigini sanirsiniz... '
'ÖMÜR'' Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler...
Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı;
Başkalarının hayatı, bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti,
Kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini
Ha babam erteledik.
20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını,
30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için
Bol zamana kavuştuğumuzda,
Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda...
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;
Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda
Bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış... ![]() AĞLAYACAKSIN ÖZLEMİNDE
BUGÜNLERDE SENİ DOLAMIŞIM DÜŞÜNCELERİME
BİRAZ KORKULARINLA BİRAZ ZAYIFLIĞINLA
YİNEDE DAHA ÇOK IŞIK YÜREĞİNDE YANAN ATEŞLE
AŞKI ANLATACAĞIM SANA YA DA SEVİŞMELERİ
ÖZLEMİŞSİN AĞLAYACAKSIN AYRILIK DÜŞECEK AVUÇLARINA
GECELERİ UYKUNU BÖLEN GÖZYAŞLARIN DÖKÜLECEK ÇARŞAFINA
ÇİY DAMLASI DEĞİL BAHAR DEĞİL
ZEMHERİ SOĞUK GİBİ ÇORAK BİR TOPRAK GİBİ
YANLIZLIK VURACAK DELİ GİBİ ÜŞÜYECEKSİN..
AŞKI ANIMSAYACAKSIN HANİ BİR ZAMANLAR
RENKLERİNİ AKITTIĞIN HANİ GECELERİNİ
SEVİNÇLİ KAHKAHALARLA DOLDURAN
BİR ŞİİR DÜŞECEK PENCERENDEN
AY IŞIĞINDAN SÜZÜLÜ ÇİY DAMLASINA ÇARPACAK
HER MISRA ÇOĞALACAK DÜŞÜNCELERİNDE
SEVİŞMELERİ ANIMSAYACAKSIN
ŞİİRDE BİR AŞK BÜYÜTECEKSİN
BİR SEN OLACAKSIN BİRDE HİÇ OLMAYAN BİR SEVGİLİ
YÜZÜ BELLİ OLMAYAN SESİ DUYULMAYAN
SARILACAKSIN ŞİİRDEKİ MASALIMSI AŞKA
SICAKLIK BAŞKA SICAKLIK DOKUNUŞ BAŞKA
BİR DOKUNUŞ. YETMEYECEK AĞLAYACAKSIN.
ANLAYACAKSIN AŞKI ÖZLEMİŞSİN.
ÖZLEMİŞSİN SEVMEYİ DOKUNUŞLARI
KORKACAKSIN ÖZLEMLERİNDEN, ÖZLEMLERİNİN ATEŞİNDEN.
AYNAYA BAKMAYA KORKAK
GÖZYAŞLARINI İÇİNE AKITIP
GECENİN KOYNUNDA AĞLAYACAKSIN..
BİR BAŞKA ŞİİRE DÜŞECEK ÖZLEMİN
BİR BAŞKA ŞİİRE BÜYÜTECEKSİN AŞKINI
VE GÖZYAŞLARINLA BÜYÜTTÜĞÜN YANLIZLIĞINI
...
kelebeğin papatyaya sevdası
soğuk bir şubat gecesi başlar kelebek kurtların kanatlanmışı renk renk pulcuklarla kaplanmışı kanatlarında renklerin eşsizi yaşamı kısa aylarca yıllarca tırtıl yaşamış ağzı hortumu yok onun içindir ki kelebek bir çeşit çiçektir yani bir hayvanın tırtılın çiçeğidir
kelebeğin papatyası baharda açar şubatın bahara müjdesidir olacak-olmayacak seviyor-sevmiyor diye koparılandır taç yaprakları sormazlar papatyaya "kimi seversin sevdan, sevdalınvar mıdır? diye papatya bekler kelebeğini kelebek papatyasını arar aylardan şubat şubatın ortası gecenin yarısı kelebek sevdalanır papatyaya papatyanın sarısı sevdanın kıyısı kelebeğin sıkıntısı koca bir yaşamın birkaç güne sığacak olması bundandır koşması kelebeğin papatyaya sevdası soğuk bir şubat gecesi başlar gece karanlık ve sessiz ve yalnız ay var mı yok mu bilinmez kelebeğin papatyaya sevdası kanatlarında rengarenk açar gökkuşağının tüm renkleri ve bilinmeyen görünmeyen renkleri gelip konmuşlar kelebeğin kanatlarına korkmaz kelebek minicik yüreğine sıkıştırıp da bir devrimcinin özgürlük meş'alesini koyup mavzerini sol göğsünün üzerine yaşıyor olmanın var olmanın eşsiz coşkusuyla kanatlanır havalanır bilir "korkmamak büyüklüktür" ne kadar bilir ki kelebek papatyayı papatyasını
ya papatya bilir mi kelebeği karşılaşmamışlar daha önceden ayrı ayrı yaşamları paylaşırken gün sabaha dönerken karşılaşırlar ne kadar uzak ve ne kadar yakın yaşamışlar içlerinde yangınlar taşımışlar onları böylesine yakın eden de bu kimbilir hiç yakın olamamışken hiçbir zaman karşılaşmamışken korkar papatya papatya masum sevgi dolu sadık sevdasına papatya korkar zaten "her başlangıç değil midir tehlikeli ve bilinmez!" kelebek gelir papatyanın yanına bakar papatya kelebeğe şimdi kelebek ve papatya yan yana tanıyormuş gibi kelebek papatyayı sokulur papatyanın yanına şimdi kelebek ve papatya yan yana
korkmadan cesur bir yüreği alıp yanına katıp bedenine militanlığın giysilerini, bakar papatyanın içine gözlerine bakar gibi papatyanın yüreğine inmek ister acelecidir kelebek yaşanmamışlıkları vardır yaşamı kısa aylarca yıllarca tırtıl yaşamış sevmeyi-sevilmeyi özlemiş yalnızlığı yokluğu yoksunluğu yaşamış aradığı sevda dolu bir bakış
"kör kuyulardaydım sen olmadan önce gecelerim karanlık ve yalnızdı kahır sofralarında yoksunluğumu içerdim kadeh kadeh sıkı kapatılmış perdeler gibi güneşsizdi yüreğim sen olmadan önce..."
Aşkta Yarın Yoktur Sevgilii
![]() ![]() ![]() ![]() Kal Diyemedim
Bir sevda dudağında tutsak kaldı özlemim
uzun kara trenler alıp götürdü seni hasret boyu uzayan raylara döküldü gözlerim bütün insanlar ağladı sen giderken. bütün istasyonlar gözyaşlarına boğuldu bir ben ağlamadım inanki, bir ben ince bir duman gibi kaybolup gittin oysa seni sevdiğimi söylememiştim daha sensiz yaşamayacağımı, sana aşkımı anlatamamıştım gitme kal, giden ben olayım gitme kal diyemedim kahrolası gururum, kahrolası dilim arkanı dönüp giderken hıçkırıklar düğümlendi boğazıma kızdım,bağırdım, haykırdım, isyan ettim yine de seni sevdiğimi söylemedim ardında ağlayan bir çift göz paramparça bir yürek ve dalları kırılmış bir ağaç gibi baktım ama gitme kal diyemedim kahrolası gururum, kahrolası dilim gittin hayallerim ardında yaprak yaprak düşüyordu bir çocuk üşüyordu elleri cebinde dalında bir gelincik ağlıyordu bir dağ yanıyordu içimde gitme, gidersen baharda git sonbaharda gitme yapraklar düşmesin ardında diyemedim kızdım,bağırdım, haykırdım, isyan ettim yine de seni sevdiğimi söylemedim kahrolası gururum, kahrolası dilim gitme kal diyemedim bir rüzgara açarım şimdi kalbimi bir de sulara alıp getirsinler diye sevgimi sana bir tutam sevgiydi yaşam kalbimde bir yudum hasret oldu döküldü gözlerimde tane tane gittin, bir tren garında ömrümü rayların arasında götürdün oturdum bir köşede öylece ağladım, kahroldum bir sessiz çığlığın yarayla buluşmasıydı gidişin ardından gitme kal, gözlerin yaralarımın tek merhemi diyemedim dizlerim, ellerim, yüreğim paramparça şimdi suları çekildi canağacımın asitli yağmurlar döküldü dallarıma acılar topluyorum takvim yapraklarından her gece gözlerime kan oturdu ey yar! . her gece bekleyişler öldürür beni gelmeyişler bir de eriyişler hasretinden her gece Bazen Aşk Gider........
Bazen ask gider... Ve hayat da gider onun pesinden... Terk edildigin yerde öylece kala kalirsin... Bir sabah uyanirsin ki gözünü açtigin ömür senin ömrün degildir... Aynada tek parça görünen bedenin, aslinda lime limedir... Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askinin cam kiriklaridir... Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin... Bazen ask gider... Önünde bir kadeh raki, küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalirsin arkasindan... Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadir... Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin... Tanrim ne olur gerçek olmasin, ne olur günes dogmadan geri dönsün, teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir sey sormam ona, bu geceyi yasanmamis sayarim, unuturum yeter ki asik olmasin... içimde durmaksizin çiglik atar dualar...
Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardigin Tanri bile gider pesinden... Sonra sabah o Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
![]() inanıyorsan ve buna Rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini... ![]()
İçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığımİçim acıyor, geçer elbet, geçer de, anlamsız bir yer de, unuttuğumu sandığım bir yer de , yeniden sızlar, ama varsın sızlasın, sızlamadı mı; kocaman sevilmiyor ki... " Ne yapacağını bilememek ne kadar kötü bir durum… Beyaz bir ışık arıyorsun bazen, görüyorsun.. Siyahın yoğunlu eritiyor ışığı yine kör oluyorsun.. Nerdesin sen şimdi kim bilir? Neler yapıyorsun? Özlüyor musun beni? Biliyor musun ben geceleri hep seninle konuşuyorum uzun uzun.. Seni Seviyorum diye haykırıyorum. Dünya umurumda değil. Takmıyorum, düşünmüyorum hiçbir şeyi.. Sadece seni, sadece seni düşünüyorum ve ağlıyorum!!! Sırf senin yanında olamadığım için ağlıyorum.. Bırakıp gittiğin, tüm kapıları yüzüme kapadığın günden beri aylar geçti.. Aylar geçti ama içimdeki sevgin hiç bitmedi... Beni sevmediğini, önemsemediğini bilmeme rağmen büyüttüm sevgimi. Ama bu gece Vazgeçiyorum Senden.. Ben seninle olmak, seni yaşamak istiyordum.. Tek isteğim buydu.. Ama izin vermedin. Bilmiyorsun ki geç zamanlar vardır.. Ne yapsan affedilmeyecek, ne yapsan boş.. Bazen ne kadar genç olursanız olun yorgun ve yaşlı bakıyorsunuz ve tek bir söz kalıyor geriye Vazgeçmek...! :/ Korkma, seni artık sevmiyorum.... Bazen Aşk Gider........
Bazen ask gider...
Ve hayat da gider onun pesinden... Terk edildigin yerde öylece kala kalirsin... Bir sabah uyanirsin ki gözünü açtigin ömür senin ömrün degildir... Aynada tek parça görünen bedenin, aslinda lime limedir... Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askinin cam kiriklaridir... Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin...
Bazen ask gider... Önünde bir kadeh raki, küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalirsin arkasindan... Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadir... Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin... Tanrim ne olur gerçek olmasin, ne olur günes dogmadan geri dönsün, teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir sey sormam ona, bu geceyi yasanmamis sayarim, unuturum yeter ki asik olmasin... içimde durmaksizin çiglik atar dualar...
Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardigin Tanri bile gider pesinden... Sonra sabah olur, günes dogar... Askin gelmez bir türlü... Bir gecede degisir ömrün... O bir türlü inanmak istemedigin kader seninle alay eder gibidir... Ömrünü adadigin, yillarini önüne serdigin askin bir gecede bir baska hayata karismistir iste... Bir gecede bir baskasinin aski olmustur... iNANAMAZSIN!... Bazen ask gider... Ve sen yilardir içinde yasadigin yürekten valizler dolusu anilarla kendi yalnizligina tasinirsin... Elin varmaya varmaya bosaltirsin dolaplari... Çekmeceden çikan her giysi parçasi onunla geçirdigin anilarin tarihiyle agirlastikça agirlasir... Onun kollarinda geceler boyu cennet uykularina karistigin yatak sen giderken utancindan bakamaz yüzüne... Dogmamis bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki o küçük mor menekse yapraklarina kondurdugun veda öpücügüyle büker boynunu... Valizlerini kapinin önüne yigip yüzün sirilsiklam son bir sigara için yigilirsin koltuga... Gidiyorsundur iste... Askini kendi ellerinle bir baska aska teslim edip... Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdani onun sevdasina ekleyip... Bazen ask gider... Ve adresi degisir evinin... Sesinin tonu degisir, yüzünün rengi... Yastiginin sicakligi, yedigin yemegin tadi uykularin degisir... Ve rüyalarina her aksam açip girdigin kapidan baska bir sevda giriyordur artik... Her gün oturdugun koltukta o bakmaya doyamadigin gözlerin isiginda bir baska sevda oturuyordur... Yıllardir evinde agirladigin, masalarina konuk oldugun, hayatlarini paylastigin dostlarinin kahkahalari arasina bir baska ses karisiyordur artik... Senin gölgene aliskin duvarlar bile çoktan kabullenmistir yoklugunu... Her gece uyudugun yastiga bir baska sevda birakiyordur kokusunu... O öpmeye kiyamadigin dudaklarda bir baska sevdanin adi... Askinin o tek cennet bildigin uykularinda bir baska sevdanin rüyalari...
Bazen ask gider ve anilarda gider pesinden... Siz hiç o yüreginize sigdiramadiginiz askinizi bir baska sevda için aglarken gördünüz mü?... Ben gördüm!... Kör oldu gözlerim onunla sevdasina aglamaktan... Bir alev topu gibi onun için çiglik çiglik yanarken siz hiç askinizin önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan birakma onu, sana kiyamam ne olurgit," diye yalvardiniz mi?... Onu bir baskasinin kollarinda düsünürken siz hiç geceler boyu aklinizi kaçirmamak için kendi kendinize bagirdiniz mi: "Unut onu,unut onu, unut onu ya da ÖL!..." içinizdeki o durmak bilmeyen yanginin acisini dindirsin diye kanatincaya kadar bileklerinizi isirdiniz mi?... Göz yaslari içinde yastiginiza gömülüp her Tanri'ya siginmak istediginizde artik baska bir yürege sevdali olan askinizi ondan geri istemekten utanip dua etmekten vazgeçtiginiz oldu mu hiç?... Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yoluna gençliginizi serip güle güle baska bir aska ugurladiniz mi?...
Bazen ask gider!... Ama ölüm gelmez bir türlü... Ne yapsaniz öfke duyamazsiniz, giderken bir kibrit aleviyle atese verdigi ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze, silinip giden kokunuza, kül olan yüreginize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdaniza... Anlarsiniz asktir bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen... Vefasiz bir unutusa kurban olsa da solup yitmeyen... Hayattan sogutup size ölümü özleten... Ölü bir bedende canli kalmakta direnen... Anlarsiniz asktir bu...
Bazen ask gider... Günler geçer ardindan ve aylar... Bazen de yillar... Bebekler büyür, insanlar yaslanir, insanlar ölür, esyalar eskir, evler yikilir, kurur agaçlar... Sokaklarin adi degisir... Acilar bellegin acimasizligina teslim olur... Sevilen unutur, seven yanar..
Bazen ask gider... Ya da siz gittigini sanirsiniz... Soğuktu ve avuçlarımdan dökülüyordu şehir..![]() Soğuktu, Ve avuçlarımdan dökülüyordu şehir Soğuktu ve ben gidiyordum. Bir Pollyanna isyanı kadar küçük yüreklere Mısralar ardına saklanmadan şiirler yazmak gerekiyordu Ve son kanyağını tüketmiş,elleri koynunda Hayat,üşüyordu.
Soğuktu, Ve avuçlarımdan dökülüyordu şehir Soğuktu ve ben gidiyordum Tanımadığım uzaklardan Veda acılığında ezgiler geliyordu Aşk,bugün biletini yine yalnız gidiş almış Ölmeden önce son parçasını çalıyordu.
Senin yaşadığın her sıkıntıyı yaşamın merceğinde büyütülmüş olarak yaşıyorum.
Seni yitirmekten ne kadar korkuyorsam, incitirler diye de o kadar korkuyorum. 24 saat seni düşünüyorum. Düşlerimde umut oluyorsun; Uyandığımda yokluğunla felaketim. Önce mutluluk kaynağımdın, Sonra yaşam kaynağım oldun. Şimdi ise yaşam kaynağım ve bilinmezimsin. Akşam ağır ağır gecenin koynuna iterken beni, Çok zaman ellerini ararım sarsın diye bedenimi Bildiğim sıcaklığıyla… Yüzünü ararım, Bir kez daha görmek için Başlayınca kahrı sensizliklerin… YAKAMOZ YANIĞI BİR GECEYDİ!...YAKAMO
ASK AYAKKABIDIR
ONCE SEVMEYI OGRENDIM
Quote ONCE SEVMEYI OGRENDIM Yaşamak değil, bu telaş öldürecek beni" dediği gibi şairin;
SENİ SANA ANLATABİLİRİM
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|